25 Ocak 2013 Cuma

Hasta Kuşlar Ülkesinde

Yusuf Nazım
İnsancıl Kültür Sanat Dergisi /Ocak 2013, Sayı : 270 

Mevsim erkenden soğumuştu. İstanbul yavaş yavaş kışa hazırlanıyorken içimdeki çocuk üşüyordu. Bense, zamansız yolculuklara gömüyordum yüzümü. Issız ve yeni dünyaları keşfe hazırlanan eski zaman gemileri gibiydi yüreğim. Sabırsız, meraklı ve heyecanlı…


Kuşlar ülkesine gidiyordum...

İstanbul’dan, Yenikapı’dan, Marmara’dan... Biliyordum, şimdi göç zamanıydı ve çokça söylenceleri vardı onların. Öznesi olmuş gibiydiler hayatın; korkulu ve ağrılı. Göç yollarına düşmüşken, sancılı ve acı esiyordu rüzgâr. Beraberinde ölüm tohumlarını getiriyordu habersiz. Havada, o güzelim kuş sesleri, kırım ve itlaf seslerine karışıyordu.

Hasta kuşlar ülkesine gidiyordum...

Beraberimde düşler; yeni keşiflere hazırlanan, eski zaman gemileri gibi yüreğim. Aklımda yitik zamanların heyecanı. Önümde Bandırma’dan, Manyas’tan, Kaz Dağı’ndan, Assos’a uzanan geniş bir coğrafya…

O coğrafya ki, bakmak isteyene değil, görmek isteyene gösteriyordu yüzünü, sancılıydı. Bir yanı ağrıyordu. O coğrafya ki, binlerce yıllık acısını, sızım sızım  basmıştı bağrına, eğilip kulak versen duyacaktın, ağlıyordu.

Hüzünlüydü... Bu hüznü,  Assos’ta, Akropol’e çıkan, parke taşlarla döşeli dik yokuşta tezgâh açmış, yetmişlik bir ninenin gözlerinde gördüm. Hüzünlüydü... Tanıdık gelmişti bakışları. Akşam saatlerinde yaptığı 50 kuruşluk günün ilk siftahını, sevinç gözyaşlarıyla karşılamıştı. Yorum tutmaz bu yaşlara, ne denebilirdi ki? Nasıl gözlerle bakılabilirdi bu gözlere? Hangi sorular akardı bir yürekten diğerine?

Renkli sırmalarla işlenmiş siyah önlükleri vardı.  Işıl ışıl gözlerinin altında pembe yanakları yoktu. Anladım ki, mutlu yüzlerin de hırsızları olurmuş meğer, hiç eser kalmamıştı. Bakışlarındaki mutluluğu, gözlerindeki ışıltıyı, yanaklarındaki sevinci çalıp götürmüştü zaman.  

Üç bin yıl öncesinin taşlarını üst üste koyarak yapmışlardı yapılarını. Kapılarını, üç binyıl önceki kadar cömert açamıyorlardı. Gelenler ne bir tanrı misafiri, ne de başka diyarlardan göçmendiler. Yokluk misaliydi söze gelen. Torbalarını dolduran tarhana, 5 kuruşa satılmak içindi. Açlık içindi, tokluk içindi. Ne yürekler binlerce yıl önceki gibi ferah, ne eski yüzleriyle tepelere sığınmış evler aydınlık ve refah içindeydi.

Şu karşıki deniz aynı deniz, şu akan su aynı Satnioeis vadisini suluyor; bu tepeler, eteklerindeki yıkık dökük duvarlar, yol ortasındaki şu taş mezar; hemen hepsi aynı, ya da biraz değişmiş suretleri. Sokaklar belki biraz daha eski, belki biraz daha dar. Evler biraz daha küçülmüş, biraz daha sanki bir birine sokulmuş…

Eski kentin asıl sahipleri; asil sahipleri… Tiyatroda eğlenip, çarşısından alış veriş yapar, gymnasion’da yüksek atlayıp, uzun koşarlardı. Üç bin yıl önce de aynı çeşmeden su içerler, Batı Kapısı'na mezarlı yoldan belki bir merasim havasında geçerlerdi. Şimdi, tıpkı bir cenaze merasimindeymiş gibi sıra sıra yüzler. Yan yana gelip ölü suretleri gibi dizilmişler. Eskimiş gözlerle bakıyorlar gelip geçenlere. Utangaç sözlerle satıyorlar ellerinin emeğini, gözlerinin nurunu. Eski alış veriş mekânları yok artık. Fermanlar okunmuyor, tartışmalar yapılmıyor meydanında, Agora kapatmış utancından yüzünü. Kahrından, toprağa gömmüş kendini tiyatro. Assos'un hikâyelerini fısıldıyor bütün eski taşlar…

Eskimiş yüzlerine baktıkça duvarların, görüyordum. Mermer ustaları, taş ustaları kilim dokur gibi taşı taşla dokuyordu. Her adımda toprak buram buram tarih kokuyordu. Yaralıydı. Dokunsan, ağlıyordu. Ayak bastığımız her yerde, tarihi tarih yapanlar yatıyordu. Ve üç bin küsur yıl sonra Aristotales'in torunları, akropol yokuşunda 50 kuruşa siftah yapıyordu...

Tarih işte bu kadar bilinmeye açtı. Tarihin sonu yaklaştıkça, hasta kuşlar ülkesinde insanlar hala 50 kuruşa muhtaçtı.

Yaralı bir çığlık gibi her santimetrekaresinden fışkırırken tarih, derken başkaları geldi… Tarihsiz bir coğrafyanın efendileriydiler. Tarih tarih olduktan sonraydı ki onlar, tarihsiz oluşlarını hiçe sayaraktan, tıpkı bir karabasan gibi kasıp kavurarak her bir yanı çıkageldiler…

Taşı taşla oyanlar, toprağı toprakla dövenler, gün geldi tarihi olmayanların karşısında talihsiz bir coğrafyanın köleleri gibi dizildiler...  Ezildiler... Yenildiler...

Her dönem tarihi fütursuzca talan edenler, yakıp yıktıktan sonra kentleri, yağmalayıp çekip gittiler… Tarihleri olmayanlar, taşıyabildikleri her tarih parçasını, kendilerine yalan bir tarih yapmak için yanlarında alıp götürdüler. Aphrodisias’tan, Pergamon’dan, Mezopotamya’dan… 

Tarihin de hırsızları vardı. Eskimiş yaşamlara hayrandılar. Yaşayamadıkları bir tarihin yalancı yüzleriydi tanık oldukları. Saklamak istedikleri, eşi görülmemiş bir yağma ve talandan ibaretti. Yeniden yazmaya çalıştıkları tarih ise yalandı.

Şimdi aşağılardan baktıkça sönüyor, uzaklaştıkça siliniyordu Assos. Başka diyarlardan dost mektupları akıyordu. Kadir bilen akıllar, cesur yürekler, istesen gözünün nurunu esirgemeyen bir incelikle esiyorlar. Sanki bir özbek türküsü  gibi dilleniyorlar. Hayata, sevdaya, aşka ve dostluğa dair bir söylenceye dönüşüyorlar. Akçay’da Andromeda’nın güzel yüreği varlığını paylaşmak için kanatlanıp geliyor. Kiraz Zamanı Masalları sese ve notaya bürünüyor. Yüreğimiz, soğuk bir pınar gibi yüreğinde, bakışlarımız çocuk bakışlarında eriyor.
 
Kaz Dağları ardımızda perde perde yükseliyor. Sarıkız’ın bütün kuşları ürkmüş, eteklerindeki bütün ceylanlar susmuştu sanki. Dağların etekleri yapayalnız, terkedilmiş kulübeler kimsesizdi. Derin vadilerin kuytuluklarındaki yüzlerce asırlık çınarlar, kim bilir ne esrarlı öyküler saklıyordu. Baktıkça, kuşlar cennetine dönüyordu yüzüm. İda Dağı'nın öyküleri sökün ediyordu akın akın. Pınarbaşı'nda bir şelale ağlıyor, dağda bir kemancı eski dostları çalıyordu…

Geçmiş bütün zamanların öyküleri bir bir ayaklanırken yâdımda, dönüş vakti yavaş yavaş yaklaşıyordu. Görüyordum; Antandros'ta, küçük bir iskelede ayakları suya değiyordu bir genç kızın. Kim bilir ne düşler kuruyordu içinden. Binlerce yıllık geçmişin anlattıklarından habersiz, bilinmez bir geleceğe dair. Nar ağaçları, kırmızı ve yeşile boğulmuştu. İri, parlak meyvelerini çekincesiz sunuyordu. Haşmetli gövdeleriyle çınarlar, sabırsız sonbahara hazırlanırken, yeni ayrılmış tenhalarımızdan sanki bir şairi anımsatıyordu.

Bin yılları arkasından süzülüp gelen zaman, büyük bir ustalıkla oynamıştı rolünü. Tarih, hasta kuşların ülkesinde zamana boyun eğmişti. Yorulmuştu. Hüzünlüydü. Gören göze, dokunan yüreğe, anlayan akıla göre biçimlenmişti toprak; dilini kökünden kopartmış ve bir daha konuşmamak üzere susmuştu.

Zeytinlikler arasından yollar, geçmişten geleceğe ince bir sır gibi uzanıyordu. Kuru toprağa salmış yüzünü, kâh uzanıyor, kâh kısalıyordu. Öbek öbek çukurlar, toza toprağa bulanmış evler, çatlamış gövdeleriyle ağaçlar…

Yaşlı bir kadının, ince bir zeytin dalına uzanıyordu pamuk elleri. Hemen yanı başında hummalı sayılmayacak bir heyecan. Kazmayla kürek el değiştiriyor, eski bir kentin daha temelleri kazılıyordu. Dönüyordum, bütün eski kentlerin hüznünü adım adım yüreğimde toplayarak. Zaman, çığlık çığlığa akıyordu, hemen ardımdan çaresiz bir cellât gibi bakarak. Dönüyordum, Antandros’tan, Assos'tan, İda Dağı'ndan bütün hasta kuşları ülkelerinde yapayalnız bırakarak.

Assos-Antandros-İstanbul

4 Ocak 2013 Cuma

Zapatistlerin dönüşü : Buradayız!

BİRGün
3 Ocak 2013
Çeviren : Onur Erem

Meksika’nın Chiapas bölgesinde halkın özyönetimini sağlayan Zapatistaların liderlerinden Subcomandante Marcos, yayınladığı bildiri ile dünya haklarına seslendi ve yeni bir döneme girdiklerini duyurdu
Zapatista hareketi hakkında özet bilgi için tıklayınız

Meksika halkına:
Dünya halkları ve hükümetlerine:
Kardeşler! Yoldaşlar!

21 Aralık 2012 sabahında, on binlerce yerli Zapatista harekete geçti. Barışçıl ve sessiz bir şekilde Meksika’nın güneydoğu bölgesinde yer alan Chiapas’ta yer alan beş merkez kenti ele geçirdi. Bunlar Palenque, Altamirano, Las Margaritas, Ocosingo ve San Cristóbal de la Casas kentleriydi. Bu kentlerde size ve kendimize baktık sessizce.

Bizim mesajımız bir istifa mesajı değildir. Savaş, ölüm veya yıkım mesajı da değildir. Bizim mesajımız, mücadele ve direniş mesajıdır.

Medya darbesi federal yürütme organına hiç de gizli olmayan bir cehalet yüklediği için kendimizi görünür kılmak, bir yere gitmediğimizi göstermek istedik.
 
Subcomandante Marcos
Biz olmasak da başarısızlığa mahkumlar

6 yıl önce, siyasal ve entelektüel sınıfın bir bölümü, yenilgilerinin sorumluluğunu yükleyecek bir günah keçisi arıyordu. Bizse o dönemde kentlerde ve topluluklarımızda adalet için mücadele ediyorduk. Önce bize iftira attılar, sonra da bizi susturmak istediler.

Yıkımlarını getirecek tohumları kendi içlerinde taşıdıklarını görmekten acizken bizi yalanlarla ve iftiralarla yok etmeye çalıştılar.

6 yıl sonra net olan iki şey var:
1- Onların başarısız olmak için bize ihtiyaçları yok.
2- Bizim de hayatta kalmak için onlara ihtiyacımız yok.

Yelpazenin hangi tarafında olursa olsun bütün medya kuruluşlarının sizi inandırmak istediğinin aksine, biz hiçbir zaman bir yere gitmedik, hep buradaydık. Ve şimdi, yerli Zapatistalar olarak yeniden diriliyoruz.
Aradan geçen bu yıllarda yaşam koşullarımızı belirgin bir şekilde iyileştirdik ve güçlendik. Durumumuz, Meksika hükümetini destekleyen ve onların yardımıyla ayakta duran yerli toplulukların durumundan çok daha iyi. Zaten hükümetin onlara tek yardımı alkol ve işe yaramaz eşyalarla dolu koliler yollamak.
Yuvalarımızı daha iyi hale getirirken, doğaya zarar vermeyen, uyumlu yollar inşa ettik.

Onurlu bir hayat inşa ettik

Eskiden toprak ağalarının ineklerini besleyen topraklarda şimdi sofralarımızı zenginleştiren fasulye, mısır ve sebze yetiştiriyoruz. Yaptığımız işten çifte haz alıyoruz: Hem onurlu bir hayat sürüyor, hem de topluluklarımızın kolektif bir şekilde gelişmesini, büyümesini sağlıyoruz.

Çocuklarımız kendi tarihlerinin yanı sıra ülke tarihi ve dünya tarihini de öğrendikleri okullarda okuyor. Çocuklarımız yerliliklerini kaybetmeden en iyi şekilde yetişecekleri bilim ve teknik eğitimi alıyor.
Yerli Zapatista kadınları birer mal gibi alınıp satılmıyor. Hastane, klinik ve laboratuvarlarımıza Zapatistalar dışında insanlar da geliyor, çünkü hükümetin hastanelerinde ne ilaç, ne ekipman, ne de yeterliliğe sahip eleman var.
Kültürümüz izole olmanın çok ötesinde, Meksika halkları ve dünya halklarıyla etkileşime girerek zenginleşiyor. Kendimizi yönetiyoruz ve süreç içinde her zaman çatışmak yerine anlaşmaya öncelik veriyoruz.
Bütün bunları bir hükümet, siyasal sınıf veya medyaya sahip olmadan, her türlü saldırıya maruz kalırken başardık. Bir kere daha kim olduğumuzu gösterdik. Sessizliğimizle kendimizi var ettik.
Şimdi, size söz veriyor ve duyuruyoruz:

1- Ülkedeki yerli halklarla temas alanımız olan Ulusal Yerli Kongresine katılımımızı bir kere daha teyit ediyoruz.
2- 2005’te yaptığımız Altıncı Lacandón Cengeli Deklarasyonu’na bağlı yoldaşlarımızla tekrardan iletişim kuracak, fikir alışverişinde bulunacağız.
3- Ortaya çıkan ve çıkacak toplumsal hareketlerle köprü kurmak için çabalayacağız. Bu çabamızın amacı o hareketleri yönlendirmek veya ayaklarını kaydırmak değil. Aksine, onlardan öğrenmek. Tarihlerinden, yollarından ve kaderlerinden dersler çıkarmak.
4- Sıradan ve mütevazi halkın ihtiyaçlarını, arzularını göz ardı ederek büyüyen Meksika’nın tüm siyasal sınıfına eleştirel uzaklıkta durmaya devam edeceğiz.
5- Kötü yönetim sergileyen federal, devlet, yerel hükümetlere; yasama, yürütme ve yargıya şunları söylüyoruz:

Siyasal yelpazede yer alan istisnasız her partiden ait kötü hükümetler bizi yok etmek, satın almak, pes ettirmek ve teslim almak için her şeyi yaptılar. Kurumsal Devrimci Parti, Milli Hareket Partisi, Demokratik Devrim Partisi, Meksika’nın Çevreci Yeşil Partisi, İşçi Partisi ve Halk Hareketi Partisi bize askeri, siyasal, toplumsal ve ideolojik savaş açtılar. Ana akım medya bizi fırsatçı ve alçak yalanlarla, aldatıcı suçlamalarla yok etmeye çalıştı. Hizmet ettikleri, ceplerini dolduran elitler yerlerini yeni gruplara bıraktı. Ama unutmasınlar ki bu yeni patronları da öncekiler gibi geçicidir.
21 Aralık 2012’de aşikâr olduğu gibi, hepsi başarısızlığa mahkum.

Artık federal hükümetin, yasama, yürütme ve yargının karar vermesi lazım: Medyanın sakarca inşa ettiği uydurma simülasyonlardan başka bir sonuç vermeyen kontrgerilla politikalarına mı devam edecekler, yoksa Federal Hükümet’in 1996’da imzaladığı San Andrés Uzlaşısı’nda belirtilen yerlilerin hakları ve kültürlerini anayasal seviyede güvence altına alma sözlerini mi tutacaklar?

Artık karar verin!

Devlet yönetiminin karar vermesi lazım: Öncüllerinin haysiyetsiz, rezil stratejilerine yolsuzluk ve yalanlar ekleyerek, Chiapas halkının parasını kendilerinin ve yandaşlarının ceplerini doldurmak için kullanarak, medyadaki kalemleri utanmadan satın alarak, Chiapas halkını polis ve paramiliter güçlerle yoksulluğa iterek Zapatista topluluklarının örgütsel ilerleyişini durdurmaya mı çabalayacaklar; yoksa gerçeğin ve hakikatin peşinden gidip varlığımıza saygı göstererek Chiapas’taki Zapatista bölgesinde gelişmekte olan yeni toplumsal yapıya saygı mı gösterecekler? Chiapas’ta açmakta olan çiçeğin, dünyadaki tüm erdemli insanların dikkatini çektiğini kabullenecekler mi?

Yerel yönetimlerin karar vermesi lazım: Zapatista karşıtı örgütlerin kuyruklu yalanlarına inanarak topluluklarımıza zarar vermek ve bize saldırmak için mi uğraşacaklar, yoksa buna harcayacakları parayı insanların yaşam koşullarını düzeltmek için mi kullanacaklar?

Meksika halklarının karar vermesi lazım: Bizi düşmanları olarak algılayıp işkencecilerimizle ittifak kurarak, hepimizi etkileyen devletin yolsuzlukları ve sahtekarlıklarına duydukları tepkiyi günah keçisi ilan ettikleri Zapatistalara mı yansıtacaklar; yoksa başka bir siyaset yönteminin mümkün olduğunu gösterdiğimizi kabullenecekler mi?

6- EZLN (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu) önümüzdeki günlerde Altıncı ve Uluslararası Komisyonları aracılığıyla bir dizi barışçıl ve sivil insiyatif başlatarak Merksika’nın ve kıtanın diğer yerli halklarıyla birlikte yürümeye devam edecek. Meksika’da ve dünyada sol mücadele ve direniş içinde yer alanlarla dayanışmaya devam edecek.

Kardeşler! Yoldaşlar!
Geçmişte dürüst ve mert medyanın ilgisini çekme şansımız olmuştu. Onlara takdirimizi her zaman sunmuştuk. Ancak son dönemdeki davranışlarıyla, tamamen değiştiklerini gösterdiler.
Bizim sadece medya aracılığıyla var olan şişirilmiş bir balon olduğumuzu iddia edenler, bizi yalanlarla kuşatarak, sessizliğe mahkum ederek yok olacağımızı düşünenler yanıldılar.

Ayakta kalmak için medyaya ihtiyacımız yok

Kameraların, mikrofonların, kalemlerin, kulakların ve gözlerin olmadığı zamanlarda baki kaldık.
Bizi suçladılar, ayakta kaldık.
Bizi susturdular, ayakta kaldık.
Ve şimdi, burada varlığımızı tekrar gösteriyoruz.

İspatladığımız gibi, yolumuz medya etkisine bağımlı değil. Aksine, dünyayı tüm parçalarıyla birlikte kavramaya, adımlarımıza yol gösteren yerli bilgeliğe, ezilmişlerin ve solun mücadelesine sadığız.
Bugünden itibaren sözlerimizi daha dikkatle seçeceğiz. İstisnai durumlar hariç, söylediklerimizi sadece bizimle birlikte yürüyenler, medya trendlerine ve akımlara teslim olmadan yürümeye devam edenler anlayabilecek.
Hatalarımız olsa da, zorluklarla karşılaşsak da, artık burada başka bir politika hayali gerçeğe dönüştü. Bundan sonra sadece az, çok az sayıda insan bunu bilme ve doğrudan öğrenme ayrıcalığına sahip olacak.
19 yıl önce, onların kentlerini ateş ve kanla ele geçirerek sürpriz yapmıştık. Bugün silah, ölüm veya yıkım olmadan bunu tekrar gerçekleştirdik.

Böylece kendimizi, yönettikleri insanlara ölümden başka bir şey getirmemiş ve getirmemeye devam eden yönetimlerden farklılaştırdık.

Biz 500 yıl önce de aynıydık, 44 yıl önce de, 30 önce de, 20 yıl önce de, birkaç gün önce de.
Biz Zapatistalarız! Ülkenin son köşesinde yaşayan, mücadele eden ve ölenleriz. Teslim olmayan, kendini satmayan, pes etmeyenleriz.

Kardeşler! Yoldaşlar! Biz Zapatistalarız, selamımız ve sevgimiz size. Biz Zapatistalarız ve sizi kucaklıyoruz.
DEMOKRASİ!
ÖZGÜRLÜK!
ADALET!

Meksika’nın Güneydoğusundaki dağlardan,
Yerlilerin Gizli Devrimci Komitesi - Zapatista Ulusal Özgürlük Ordusu Genel Komutanlığı adına,
Asi Subcamandante Marcos
Aralık 2012 - Ocak 2013
Subcomandante Marcos
 

BirGün için çeviren: Onur Erem

Ne olmuştu?

Bir buçuk yıldır medyada sesleri hiç duyulmayan Zapatistalar 21 Aralık 2012’de, 1994’teki kitlesel yürüyüşlerinden beri en büyük eylemini gerçekleştirdi. Böyle bir eylem gerçekleştirileceğinden kimsenin haberi yoktu.

On binlerce Zapatista yüzlerine taktıkları kar maskeleriyle hiçbir toplu taşıma kullanmadan uzak dağlardaki köylerinden kentlere yürüdü. Yağmur ve soğuğa aldırmayan kitlenin içinde yaşlılar, kadınlar ve çocuklar da vardı. Sayıları, kentlerin bütün sokaklarını doldurmaya yetecek kadar çoktu. Yürüyüşün en büyük özelliği, kendilerini susturmaya çalışanları protesto etmek amacıyla tamamen sessiz, slogansız yapılmasıydı. Eylem sonunda bir açıklama yapmayan Zapatistalar, eylemin kendisinin bir açıklama olduğunu söyledi. EZLN lideri Marcos ise “Duydunuz mu? Bu ses, çökmekte olan dünyanızın sesi. Bizim dünyamızın geri geldiğinin habercisi” ifadelerinin yer aldığı kısa bir mesaj yayınladı.

Zapatista hareketi hakkında özet bilgi için tıklayınız

Hayal çağının devrimcileri, Zapatistler : "Ya Basta!"



"Ya Basta!"
Yusuf Nazım, 2 Ocak 2013

Sis ormanın yüzüne çektiği maske. O, zulme uğrayan çocuklarını böyle gizliyor. Sisten çıkıyor ve sise dönüyorlar. Chiapas yerlileri heybetli elbiseler giyiyor, süzülerek yol alıyor, susuyor ya da usul usul konuşuyorlar. Hizmetkarlığa mahkum bu prensler, ilk oldular ve artık sonlar. Topraklarından ve tarih kitaplarından dışarı atıldılar, siste ve sırda sığınak buldular. Oradan maskeleriyle çıktılar; kendilerini aşağılayan iktidarın maskesini indirmek için…

-Eduardo Galeano
 

Zapatistalar, adını Meksika Devrimi'nin (1910-1920) lideri olan Emiliano Zapata'dan alır. Kendilerini Zapata'nın ideolojik mirasçıları ve emperyalizme karşı beş yüz yıldır süren yerli direnişin takipçisi olarak görürler.
EZLN (Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu), 1982 yılında içlerinde Subcomandante Marcos'un da bulunduğu bir grup gerilla tarafından Cihapas’ın ormanlık dağlarında kurulur. On seneyi aşkın bir hazırlık süreci ve örgütlenmeden sonra 1 Ocak 1994'te NAFTA'nın uygulanmaya başladığı gün silahlı ayaklanma başlatırlar. “Yeter Artık!” (Ya Basta!) sloganıyla baş gösteren ayaklanma on iki gün sürer. Hükümetle ateşkes yapıldığında yaklaşık on iki bin Zapatista üç şehri; Margarita, Ocausinco ve Sen Cristobal de Las Casas’ı kontrol altına almıştır. Meksika ordusunun saldırıya karşılık vermesiyle yüz kırk beş kişi ölür, yüzlerce kişi yaralanır. Daha sonra barış görüşmeleri başlar. Ancak Zapatista toplulukları hükümetin önerisini reddeder. Sessizlik on bir ay sürer ve gerginlik yeniden tırmanır. Meksika Kongresi diyalog zemini için Uzlaşma ve Derhal Barış Kanunu’nu çıkarır. Aynı adı alan komisyon da görüşmelere yeniden başlamakla görevlendirilir. San Andres görüşmeleri sırasında yerli hakları ve kültürü konusunda Ulusal Reform Antlaşması imzalanır. Bu ilk adım hükümetin sertleşen politikasıyla bir türlü geliştirilemez. Bu arada “Neoliberalizme Karşı I. Kıtalararası Buluşma” Chiapas’ta kırk iki ülkeden beş bini aşkın temsilcinin katılımıyla gerçekleşir. Hükümet, Uyum ve Barış Komisyonu ile EZLN arasındaki süreç olumlu noktalanmaz. Meksika hükümetinin, oyalama, hareketi bölme ve küçük ödünlerle geri püskürtme çabalarına karşılık Zapatisler, bütün önerileri ve atılacak adımları, kendi halk topluluklarıyla kolektif bir şekilde tartışarak, danışarak kararlaştırırlar. Meksika’da yerli hakları için çıktıkları Zapatur’da 3 bin km yol kat edip başkente gelen Zapatistalar, siyasetçilerin gerekli adımları atmakta ağır davranması üzerine üslerinin bulunduğu Chiapas eyaletine dönme kararı alırlar. Devlet başkanı Vincento Fox, kongrenin gerillalara kapılarını kapatmadığını belirterek, başkenti terk etmemelerini rica eder.. Ama artık geç kalmıştır.


 Zapatistler, yaşadıkları toprakları hükümetten bağımsız ve kendi özerk bölgeleri olarak görürler. "Topraklar halkındır" ve "Halk emreder hükümet uygular" inancındadırlar. En önemli talepleri "Adalet! Özgürlük! Demokrasi!" dir. Kendilerine destek bulabilmek için interneti, uydu teknolojilerini kullanırlar. Küreselleşmenin ve neoliberalizmin köylerde yaşayan yerli halkları kötü bir şekilde etkilediğini ve onları açlığa ittiğini düşündüğünden küreselleşme ve neoliberalizm karşıtıdırlar. Hareketin kendini ifade ederken çok farklı ve yaratıcı yöntemler kullanırlar. Chiapas’ın Zapatistleri, devrimci isyanlarını çoğu kez politik bir dil dışında şiirin, felsefenin ve estetiğin söylemleriyle dile açıklarlar.

Zapatistlerin sözcüsü Kumandan Yardımcısı Marcos, diğer Zapatista komutanlarının aksine Maya yerlisi değildir. Liseyi Cizvit okulunda okumuş bir felsefe profesörüdür. Marcos ise kendi adı olmayıp, daha önce ölen bir mücadele arkadaşının adıdır. Meksika’nın tarihi lideri Emiliano Zapatista'ya kumandan denmesinden dolayı, kumandan unvanını kabul etmemiş, ona karşı saygısından dolayı kendisine kumandan yardımcısı lakabını vermiştir.
 
 Maya kökenli halktan biri ve hareketin lideri olmamasına rağmen 1994 ayaklanmasında yaptığı konuşmayla yerli halkın, kar maskesi ve piposuyla yarattığı imaj ile de uluslararası kamuoyunun yeni devrimci figürü haline gelmiştir. Öyle ki Benetton firması ürünlerine bu figürü basabilmek için Marcos’a bir milyon dolar teklif etmiştir. Meksika hükümeti Marcos için, yıllar önce ortadan kaybolan bir akademisyen olduğunu iddia etmiştir. CIA’nın gay olduğunu iddia etmesi üzerine “Evet, ben San Francisco’da bir gay, Güney Afrika’da bir siyah, Avrupa’da bir Asya’lı, İspanya’da bir anarşist, İsrail’de Filistin’li, San Cristobal sokaklarında bir maya yerlisi, Almanya’da bir Yahudi’yim, bir işsiz, mutsuz bir öğrenciyim...” yanıtını vermiştir.

Onlar, hayal çağının devrimcileri; doğanın insanoğluna bahşettiği bu yeryüzü cennetini küresel bir bataklığa çeviren dizginsiz sömürü sisteminin kızgın çöllerindeki umut arayıcıları; sanayi devrimi ötesi modern çağın yeni bir dünyaya açılacak kapısını aralamaya hazır yürüyüşleriyle, düş bileyicileri; Zapatistler… Gezegenimizi kemiren vahşi kapitalizmin doymak bilmez açgözlülüğüne ve onun insanlığı sürüklediği topyekün yıkıma “Ya Basta!” diyorlar.

ARTIK YETER!