“New York’un tamamı
kurtarıldı. Kral çok yaşasın!”
Bunu söyleyen, seçildiği günün üçüncü haftasında
kendini “kral” ilan eden,
dünyanın süper gücü ABD’nin başkanı Donald Trump’tan başkası değildi.
Kutsadıkları kapitalist “yeni dünya düzeni”nin
megaloman, şizofrenik çığlıklarla başkanlık koltuğuna oturan liderinin ağzından
döküldü bu sözler. Bireylere, kurumlara, devletlere hakaretler yağdıran; tehdit
eden; şantajı, küfrü ve entrikayı politika haline getiren bir kolonyalist
devlet kibrinin açıktan dışavurumuydu. Kabaydı, nobrandı, çirkindi. Ahlaktan,
edepten, incelikten yoksun; hoyratçaydı.
Bir devrin kapanmakta, yeni ve karanlık bir çağın
açılmakta olduğuna işaret ediyordu.
Çünkü artık Dünyanın
üzerinde Hitler’in hayaleti dolaşıyordu.
Kendisini “kral”
ilan etmiş, “New York’un tamamı
kurtarıldı. Kral çok yaşasın!” diyor; ardından Beyaz Saray, arka planda
Manhattan silueti olan, taç takmış, gülümseyen bir Trump görseli eşliğinde bu
sözleri yeniden dolaşıma sokuyordu.
Şantaj, hile ve tehdit devletin düsturu olmuştu. Sabah
Çin’i, akşam Kanada’yı, başka bir gün Danimarka’yı tehdit ediyordu. Ertesi gün
Meksika’ya parmak sallıyordu. Grönland’a göz diktiğini saklamıyor, “eninde sonunda benim olacak” diyordu.
İran’ı anmaya bile gerek yoktu.
Soykırım destekçiliği siciline kalın harflerle
yazılmış birçok Avrupa demokrasisi de şaşkındı. Maskeler düşmüş; Birleşmiş
Milletler, Avrupa Birliği birer maskaraya dönüşmüş; insan hakları sözleşmeleri,
uluslararası hukuk, Kopenhag Kriterleri yerlerde sürünüyordu.
Gemi azıya almış haydutlukBeyaz Sarayın resmi sitesinde
yayımlanan görsel
ABD Başkanı, “Gazze’de yönetimi devralacağını,” halkın başka yerlere sürüleceğini ilan
ediyordu. Sömürgeci bir zihnin arsızı, gemi azıya almış haydutluğun
utanmazıydı; “ABD, bölgenin sahibi olacak.” diyordu.
Yirmi yıl kan döktükten sonra utanç içinde kaçtıkları
Vietnam ve Afganistan hiçbir şey öğretmemişti belli ki. Dün Irak’ta, Libya’da,
Suriye’de yarattıkları yangını bugün Venezuela’ya taşımaya kararlıydılar.
Ülkeleri tehdit ediyor, denizlerde yol kesiyor, korsanlık yapıyorlardı.
Ukrayna lideri Zelenski’yi sarayına çağırıyor,
aşağılıyor, eziyordu. “Değerli
madenlerini alıp yapay zekâdan silaha kadar her alanda kullanacağız”
sözleri ona aitti.
Bir sabah uyanıyor, savaş makinesini egemen bir
ülkenin, Venezuela’nın üzerine salıyor; devlet başkanını, eşini - fırsat bulsa
çocuklarını - kaçırıyordu. Kendi halkının yüzde kırkı yoksulluk içindeyken,
dünyanın borcunu yaparak kurduğu ordularla şehirleri bombalıyordu.
Bir şehri bombalayabilirlerdi; peki halkını nasıl
teslim alacaklardı? Devlet zorbalığına karşı ayağa kalkmış bir ülkeyi nasıl
susturacaklardı? Haydut bir devletin barbarlığına karşı öfke şehir şehir, ülke
ülke yayılırsa ne yapacaklardı?
Kaç Hiroşima’yı, kaç Nagazaki’yi daha yok etmeyi göze
alabilir; kaç Vietnam’ı, kaç Afganistan’ı, kaç Irak’ı daha işgal edebilir; kaç
devlet başkanını daha kaçırabilirlerdi?
Dünyanın üzerinde Hitler’in
hayaleti dolaşıyor.
Petrol şirketleri tetikte. Savaş gemileri denizaşırı
yol kesiyor. Yapay zekâya işgal ve katliam emirleri yükleniyor. Nefretle
zehirlenmiş askerleri, sokaklarda şairleri boğazlıyor. Üniversitelerde
soykırıma itiraz eden bilim insanları, sanatçılar için sürek avındalar.
Saldırdığı ülkelerin, haritadaki yerini bilmeyen,
cehaletle yüklü bir toplum yaratmışlar, belki biraz da bundan alıyorlar
cesaretlerini. Nitekim dünyayı kana bulamadan önce Hitler’de halkının %89’unun
desteğini almamış mıydı?
Başka ülkelerde faili oldukları yangın, bütün bir
dünyayı da yakmazsa eğer, sonunun Hitler gibi olmayacağı ne malum?
İki milyon yıllık insan aklının kötülükle zehirlenmiş mührü
Dünyanın üzerinde Hitler’in
hayaleti dolaşıyor.
Ajansları, birer yalan makinesi gibi çalışmakta.
Kulakları her yerde, dünyanın kılcal damarlarına sızmış, pek cevval istihbarat
örgütleri var. Strateji geliştirme ve düşünce kuruluşları durmaksızın yeni
kıyım ve katliam senaryoları üretmekte.
Kolonyal bir devlet aklıyla zehirlenmiş; ahlaktan,
onurdan, erdemden uzaklaşmış görünüyorlar. Doğruluk, dürüstlük ve iyilikten de
nasibini almamış gibiler. Evrensel barış, adalet, eşitlik, özgürlük gibi
kavramlar hak getire. Altınla, gümüşle, petrolle, nadir elementlerle beslenen
bir canavar yaratmışlar.
Sevgiden, hoşgörüden, empatiden uzaklaşmış, iki milyon
yıllık insan aklının kötülükle zehirlenmiş mührü gibiler. Ne var ki
hayatlarında, bu güzel değerleri besleyip onlarla yaşayan başka bir dünya daha
var. Hatta bu değerleri baş tacı eden, sayısı az da olsa yoksul ama onurlu
ülkeler de mevcut.
İnsanların olduğu kadar ülkelerin, bayrakların da bir
onuru, şerefi yok mudur? Açık ki zulümle abat olup, kötülükle beslendiği sürece
Amerikan devletinin ve bayrağının, gururla taşıyacakları ne bir onuru, ne de
şerefi olacaktır.
Bilinmeli ki yaktıkları toprakların, kana buladıkları
halkların, işledikleri insanlık suçlarının tamamı bu devletin hanesine
yazılacaktır. Ve bu yük, o pasaportu taşıyan herkesin vicdanında ağır bir gölge
olarak dolaşacaktır.
Dünyanın üzerinde Hitler’in
hayaleti dolaşıyor.
Ateşle, kanla, ölümle beslenen,
yıkılmaz sandıkları bir imparatorlukları var. Bir ahtapot gibi sarmış
kollarıyla sömürdükçe sömürüyor, emdikçe emiyor kanını gezegenin. Doymak bilmez
iştahıyla dünyanın bütün kıtalarına saldırıyorlar. Farkında değiller; gözü
dönmüş hükmetme çılgınlığıyla cehenneme çevirdikleri yeryüzünü yaktıkça
yanmakta, yok ettikçe yok olmakta, öldürdükçe ölmekteler.
Tarihe kalan ad
Görünen o ki, Hitler’i bile çoktan gölgede bırakmış saldırganlığı. Her geçen gün ABD’yi ve onun bürokratlarını birer nefret objesi haline getirmekteler. Ayak bastıkları her toprak parçasında, gölgelerini büyüttükleri her coğrafyada, adlarının geçtiği her an ve her yerde, zalim bir ülkenin lanetlenmiş bireyleri olarak anılacaklar.
Dünyanın üzerinde dolaşan ucube hayalete gelince, belli ki tarihlerine, Hitler’in 21.yüzyıldaki hayaleti olarak yazılacak adı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
yusuf.nazim1@gmail.com