2 Şubat 2012 Perşembe

Yaralı Kentin Düşleri

Yusuf Nazım
Radikal / 2 Şubat 2012


Ne zaman yıkıldı bu kent? Anıları, niye böyle sahipsiz kaldı sokakların? Sahipsiz kalırsa eğer anılar, o kentin düşleri nereye açar? Başka bir kentin kollarında kolay büyür mü hayaller?

Suyunda, meleklerin oynaştığı büyülü göl, sana ne oldu? Kıyılarında doğunun incisi parlamıyor artık, neden? Nemrut’un öfkesinden büyük müdür seni böylesine kahreden?

Burası -12 °C Van!.. Küçük manşetlere zoraki sığmış gibi mahcup haberler var;

“Bir çadır daha kül oldu! Çığlıklar yükseliyor alevlerin içinden.”

Yüreğim, yanıtsız soruların enkazı… Hafızamdan bir bir sökün ediyor ajans haberleri;

“Van’da 7.2 büyüklüğünde deprem; yüzlerce ölü var, bir o kadar yaralı. Kesinleşmiş hasar tespiti açıklanıyor; 72.320 konut yıkılmış, ya da ağır hasarlı.. Oturulacak sağlam konut az.. Haritadan tamamen silindi 5 köy, 19 unda ağır hasar var!”

Yine de, “afet sayılmaz” dedi büyüklerimiz. Bölge, depremin yıktığı bölge ama afet bölgesi değil! Ağzından kaçırıyor bakan; “Van’ı afet bölgesi seçersek, Van Belediyesi 3 katı fazla para alacak.”

Aklım, hep aykırı sorulara gebe, sen neden böyle zalim soruların yurdusun? Kalbim, sen niye bu kadar insafsızca çarpıyorsun!

Yıkılmış binaların altından canhıraş feryatlar yükseliyor, “Herkes haddini bilecek” diyor program sunucusu, kibirle sürüyerek dilini; “Polise taş atacaksınız, sonra da yardım isteyeceksiniz ha!” diye, sevincini öfkesiyle dişleyerek ekliyor..

“Van’da da olsa, doğuda da olsa..” diye üzülüyor haber spikeri. Belli ki, yüreğinin görünmeyen yüzü bu, sonradan adına “gaf” diyecekler, besbelli..

Polisler, görevlerinin başında, tam tekmil hazır; “azap edene tanrı verir belasını” diye nasihatte bulunuyor biri.. “Yağmur gibi yardım aktı” diye açıklıyor bakanlık. Yardımlar pervasızca yağmalanırken, bir tarafta “Yağmur gibi” yardımlardan hiç pay alamayanlara, biber gazı sunmakla meşgul oluyor devletin güvenlik güçleri.

Enkazlarda, bir bir can verirken insanlar, öte yandan yardım ekipleri bekliyor sınırlarda… Sorunca, “Potansiyelimizi test ediyorduk” diyor, diline sağlık bir bakan!

Çadır kentlerde, acıları paylaşmak için sıraya giriyor bürokratlar. İşte, yarım yamalak bir çadır kent daha, canlı yayın araçları hazır olda, kameralar pür dikkat; birazdan bakan gelecek, “sarayda kalıyorsunuz maşallah” diye sırıtacak hazretleri..

Burası -12 °C Van!.. Hava soğuk, toprak dona kesmiş, kirpikler buz tutuyor. Bütün sevinçlerim enkaz altında, başka bir dünyaya aitmiş gibi suretleri çocukların, başka bir zamana ertelenmiş umutları.

Gerçek, izini yavaş yavaş kaybediyor, adına zaman denilen bu zalim celladın belleğinde. Ajanslar ıraksak bakıyor artık Van’a, haber kanalları unutkan, canlı yayın araçlarından eser yok! Haber enkazları gibi çoğalıyor ölümler;

“3 aylık bebek, tutuşan çadırla birlikte yanarak öldü.”
“Van’da kar yağışı, çadır kentlerde hayatı felç etti.”
“Her gün onlarca çocuk zatürreden hastaneye kaldırılıyor.”
“60 yaşındaki yatalak kadın ile iki çocuk, yanmaktan son anda komşular tarafından kurtarıldı.”

Günler ağır ve yaralı, geçiyor; muhabirler biraz daha mahçup, haberler, sessiz ve tedirgin akıyor iç sayfalarda, puntolar giderek küçülüyor, satır aralarından utangaç ölüm haberleri sızıyor;

“Karne aldılar, kar yağdı, çadırları başlarına yıkıldı.”
“İsmail, Bahar ve Mikail kardeşler, çadırda yanarak feci şekilde can verdi.”
“Deniz Olgun da zatürreden yaşamını yitirdi…”

“Deprem konutları yapacağız” diyor bakan, içim ferahlıyor… Ama, “bedava vermeyeceğiz” diye ekliyor. Kar zarar hesabına tahvil ediliyor hayatlar… Devleti Ali’nin bütün bakanları, teşrifte kusur etmiyorlar, çok şükür; “bazı yapılar çökmüş, altında kalmış insanlar, ama bazı yapılar sapasağlam!” Ne büyük tespit, diline sağlık bakan!

Evet, - 12 °C, burası Van!.. Sıfırın altında olunca, yıkık bir kent için ne söyler dereceler? Beyaz, kefen maskeleriyle çadırlar, neye benzer? Dili var mıdır, çaresi olmayan bir acının, hangi renge bürünür sıfırın altında düşler?

“Okullar açıldı” diye, geçende haber yaptı ajanslar, “ilk ders, deprem” olacakmış; depremde nasıl sağ kalınırı anlatacak öğretmen! Bir hayat nasıl yeşerir çadır kentte? Nerede ders çalışır çocuklar? Hangi masaya sığar hayalleri? Hangi ders kitaplarında öğrenir, üşümüş parmaklarını ısıtmayı? Ölü bir çocuğun karnesi nasıl olur öğretmen?

Hele bir sorun kendinize, gece yarısı yapılan ihaleler, kaç enkaz kaldırır? Kaç hayat kurtarır çekleriniz? Kaç ömür eder, adınız reklama dönsün diye yapılan yardımlarınız? Kaç çocuğun, üşüyen bakışlarını ısıtabilir demeçleriniz? Daha kaç hayat sığabilir, donmakla yanmak arasında zorlanan bir seçime?

Gördünüz mü, bir haber daha sıkışmış, manşet enkazlarının arasına; üç çadır daha yanmış Van’da; bir çocuk daha yaralı, ikisi yetim kalmış, biri yoğun bakımda! Donmaktan, yanarak kurtulmuşlar son anda! Nasıl bir şans bu, nasıl bir kadere bağlı hayatlar, hangi bağışlanması zor günahın eseri bunlar? 

Akşam oluyor, yüreğim yaralı bir kentin kapılarında; sivri sivri, buzdan sarkıtları uzuyor çadırların. Kurt sesleri uluyor karanlığa. Korkuya açılıyor gözleri, kat kat giysileri içinde körpecik bedenlerin. Giderek ayaza çekiyor gece..

Şimdilerde, naylon çadırların altında, gül yüzlerinde gülmeyi unutmuş çocuklar gibi yüzüm, kalbi kırılmış bir kent, yaralı ve yenik.

Yüzümü denize dönüyorum, ardımda yıkılmış bir kente uzuyor gölgem. Bir yanımda yüce Ağrı; bu ağrılar bana çok geliyor, ona bir yürüyüş özlüyorum. Eteklerinde eski zaman hikayeleri, karşımda Nemrut ve Süphan, alnımda yosun kokulu bir rüzgar. Gözlerimi kapıyorum, yaralı bakışlarıyla çırpınıyor kent. Tarih, Hovhannes’in acıyla karışık çığlığını yüreğime fısıldıyor;

Ahhh Tamara! Bekle beni, sana geliyorum.. Bak, söndü şehrimin bütün ışıkları, karanlıkta kaldım, ne kadar yalnızım. Aydınlık yüzünü bana dön, ne olur! Sesimi duyuyor musun Tamaraaa! Işığın neden yol olmuyor bana Anadolu! Ahhh yurdum, uzat elini! Söyle, nerelerdesin? Sen, şimdi hangi köhnemiş zihinlerin esirisin?

Bir gün daha geçiyor, adına deniz denilen bir gölün kıyısında. Bir gün daha eksiliyor insanlığımızdan. Bir el uzanıyor, bir kibrit çakıyor, bir yanım tutuşuyor; bir çadır daha yanıyor Van’da; sol yanımda, şuramda.. Bir kent daha eskiyor içimde, bir uygarlık daha geçiyor üzerimizden, bir çocuğun daha ölüme değiyor bakışları…

Düşüyorum.. Dipsiz bir karanlığa.. Aklımda bölük pörçük olmuş bir insanlık, yüreğim donmakla yanmak arasında sızım sızım. Bir yanım alevler içinde yanıyor.. Bir yanım buz tutmuş, zemheri, soğuk.

Burası -12 °C Van, üşüyorum…

Yusuf Nazım

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1077465&CategoryID=132

5 yorum:

  1. Teşekkürler değerli dost. Anlaşılmak güzel bir duygu..
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Uzunca zamandır bakmamıştım. Yazını beğendim. Duygularını çok güzel aktarıyorsun, kutlarım. Bildiğim kadarıyla sen YILMAZsın, yazmaya anlatmaya devam.

    YanıtlaSil
  3. Yukarıdaki adsız benim

    YanıtlaSil
  4. Merhaba Süleyman kardeş,
    Hayat bşr serüven, biz de yolcuları, yürümeye, koşmaya, kanat takıp uçmaya devam.. Gönlümüz estiğince, aklımız yettiğince, dilimiz döndüğünce..
    Sevgi ve dostlukla kalın

    YanıtlaSil

yusuf.nazim1@gmail.com