Yusuf Nazım
T24 | 21 Temmuz 2026
İnsanlığın ilk utancı bir meyveden değil, bir bakıştan doğmuştur.
Yasak Meyve
Âdem
ve Havva, cennette tamamen çıplak ve kusursuz bir masumiyet içinde
yaşamaktadırlar. Bu dönemde ne utanç duygusunu ne de iyi ile kötünün farkını
bilirler. Yılanın (veya Şeytan'ın) kandırmasıyla, kendilerine yasaklanan
"İyi ve Kötüyü Bilme Ağacı"nın meyvesini yerler. Meyveyi yer yemez
ikisinin de "gözleri açılır" ve o ana kadar fark etmedikleri
çıplaklıklarını görüp büyük utanç duyarlar. Düştükleri bu çaresizlik ve utanç
içinde, cennet bahçesindeki incir ağacının yapraklarını koparıp
birbirine dikerek kendilerine ilk giysileri (önlükleri) yaparlar.
İncir
yaprağı, Âdem ve Havva anlatısında insanoğlunun çıplaklığını, utancını ve günah
bilincini keşfetmesini simgeler. Kutsal kitaplarda (özellikle Tevrat ve
Kur'an'da) yer alan bu sembol, insanlık tarihinin en bilinen örtünme ve
masumiyeti kaybetme hikâyesidir.
İncir
yaprağı kimi resimlerde yerini asma yaprağına bırakır. Heykellerde, fresklerde,
minyatürlerde, insan bedenini örten o küçük yeşil yaprak, zamanla yalnızca
çıplaklığı değil, insanın korkularını da örtmeye başlar. Çünkü yaprak, bedeni
örttüğü kadar zihni de örtebilir.
"Büyük İncir Yaprağı Kampanyası"
Sanat
tarihinde ve kültürel anlatılarda incir yaprağı yerine asma (üzüm) yaprağı
çok sık kullanılmıştır. Hristiyanlık öncesi pagan heykelleri (örneğin Antik Yunan
tanrıları) daha sonra Hristiyan otoriteler tarafından sansürlenirken, o
kültürün parçası olan asma yaprakları da sıklıkla kullanılmıştır.
Micelangelo'nun orjinal Davut'u ile 1873'ten
önce Palazzo Vecchio'nun önündeki Davut
Çizimlerde,
heykellerde ve karikatürlerde cinsel organların bir yaprakla kapatılması
geleneği, doğrudan Âdem ve Havva hikâyesi ile Katolik Kilisesi'nin başlattığı
"Büyük İncir Yaprağı Kampanyası"na dayanır.
Rönesans
dönemindeki sanat eserlerinde insan vücudu tüm çıplaklığı ve doğallığıyla
sergilenmekteydi. 16. Yüzyıldaki Karşı Reformasyon döneminde Vatikan'daki çok
sayıda heykel ve freskin çıplak figürleri sonradan alçı, mermer, boya ve
çeşitli örtülerle sansürlenmeye başlandı. Sonraları buna incir/asma yaprakları
da eklenir.
Zamanla
bu görsel kalıp, tüm çıplak insan figürleri için bir "sansür ve
utanç" sembolü haline gelir. Bu sansür geleneğinin tarihteki en ünlü
kurbanı ise Michelangelo'nun heykelleri olmuştur.
“Kilisede bir genelev manzarası”
Rönesans’ın
dâhisi Michelangelo Buonarroti, insan vücudunu Tanrı’nın en kusursuz yaratısı
olarak görür ve eserlerinde çıplaklığı saflığın, gücün ve ilahi güzelliğin
sembolü olarak kullanırdı.
Ancak
ölümünden hemen önce ve sonra, eserleri tarihin en büyük sansür dalgasıyla
karşı karşıya kalır. Sansürle birlikte Michelangelo’nun çıplak eserleri, ya
pantolonlar giydirilerek, ya kumaşlarla örtülerek ya da boyanmak suretiyle
sansürlenir.
Vatikan’daki
devasa Kıyamet Günü Freski de bu sansürden payını alır. Michelangelo bu
eserinde, cennete giden ve cehenneme atılan yüzlerce figürü tamamen çıplak
olarak resmetmiştir. Kilise yetkilileri bunu "kilisede bir genelev
manzarası" olarak niteler ve sanatçı henüz sağken figürlerin mahrem
yerlerinin kapatılmasına karar verir.
Ardahan’ın Michelangelo’su
Ardahan.
Karın,
kışın, zemherinin coğrafyası. Şairin dediği gibi, “yedi ay kıştan sonra” yaprağın
bile yeşermeye fırsat bulamadığı yokluğun, yoksulluğun şehri.
Ardahan’ın
ovası, Damal’ın yaylaları, Çıldır Gölü’nün aynası bir süredir şenlikli. Rüzgârı
yakalamaya çalışan yelkenler, bozkırda renk cümbüşü içinde yol alan
bisikletler; rengârenk formaları ve taytlarıyla pedal çeviren gençler ve
çocuklar ile bunların birbirine karışan kahkahaları…
İçlerinde
bir de kamu yöneticisi var.
Şehrin
valisi: Mehmet Fatih Çiçekli.
Yelken,
kürek ve bisiklet sporcusu bir vali.
Vali
ama içinde kıpır kıpır bir insan yaşıyor. Yelken de açıyor, kürek de çekiyor;
bisiklete binip kayak da yapıyor.
Geldiğinden
beri şehre renk katmış. Ardahan’da bisiklet festivali düzenliyor, Çıldır
Gölü’nde su sporları yaptırıyor…
Spor
ruhunda var. Çevresinde bisiklet meraklıları; bir gün Göle’ye pedallıyorlar,
başka bir gün Damal’a veya Çıldır’a.
14
Mart Tıp Bayramını da kutluyor, Polis Haftasını da. Oldukça neşeli biri.
Neşesini kendine saklamıyor. “Çay, simit, peynir benden” diyor, halkı galeyana
değil, nehir kenarına pedal çevirmeye çağırıyor.
Devletin
yalnızca yasak koyan, emir veren, hizaya sokan değil, hayatı güzelleştiren bir
yüzü de olabileceği inancında. İşte o inancın eseri tüm bunlar.
Belki
büyük devrimlerin değil, büyük kahkahaların yolunu döşeyecek, küçük ama neşeli
işlerin yolunu açan bir inanç.
Bozkırın neşesini çalan hoyratlık
Vali
Bey’i tanımam, politik fikirlerini de bilmem, bunun fazla önemi de yok.
Fakat
geçenlerde üzülerek izledim.
Kaderin,
yoksulluğun belini kıramadığı o şehirde, çocuklara ve gençlere bir parça mutluluğu
çok görenler oldu. Karanlıkta yakılmış küçük bir mum ışığını hazmedemeyenler…
Bozkırın
neşesine ket vuran kötücül ses Türkiye Büyük Millet Meclisi kürsüsünden
yükseldi.
Orta
çağ karanlığında Michelangelo’nun eserlerine pantolonlar giydirip, kumaşlarla
boyayan ilkel zihniyetin sesiydi bu. Kral Davud Heykelinin önünü, yarım metre
boyutunda, alçıdan yapılmış incir yaprağıyla kapatan el, bu sefer bir CHP
milletvekilinin eliydi.
Kars
milletvekili İnan Akgül Alp, karın ve zemherinin ayazına neşe katan mutluluğun
“kamu yönetimini yozlaştırdığı” inancındaydı. Öyle ki “taytla gezip akşama
kadar bisiklet sürdüğü” için valiyi devletine ihbar ediyordu.
İçişleri
Bakanına seslenerek valinin görevden alınmasını, olmazsa önüne asma yaprağı
takılmasını istiyordu. Handiyse, valinin katrana batırılıp tüylenerek
meydan meydan dolaştırılmasını önerecekti…
İhbar
yerini tez buldu, mızrak hedefini vurdu. Karanlık, karanlığı besledi; şimdilik
de olsa bozkırdaki o cılız mum ışığı söndü.
Ardahan
Valisi Mehmet Fatih Çiçekli görevden alındı.
Ardahan’ın
gün görmemiş çocuklarının, gençlerinin ağızlarındaki o küçük gülümseme kurudu.
Bir
şehrin neşesi sustu. Geride sanata, kahkahaya, mizaha düşman zalim bir
hoyratlığın izi kaldı.
Bir
valinin taytına örtülmek istenen asma yaprağı, bu kez insanlığın yeni bir
utancına dönüştü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
yusuf.nazim1@gmail.com