Dünya Anadil Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dünya Anadil Günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2024 Çarşamba

Kikuyu dilinde imza

Yusuf Nazım
T24 | 21 Şubat 2024


Delikanlı, özenle doldurduğu formu masasında oturan adama uzattı. Profesör, aldığı kâğıdı ondan geri kalmayan bir titizlikle satır satır incelemeye koyuldu. Sonuna gelmişti ki birden kaşlarını çattı. Dikkatini çeken bir şey olmalıydı.

“Bu nedir?” diye sordu.

Parmağıyla formun üzerindeki bir yazıyı gösteriyordu. Okumaya çalıştı:

“Üçüncü dil Kikuyu?”

Başını hafifçe kaldırdı, gözlüğünün üstünden genç adama baktı, yeniden önündeki yazıya döndü:

“Birinci dil İngilizce, ikinci dil Fransızca anladım da bu üçüncüsü ne oluyor?”

Parmağıyla kâğıdın üzerindeki sözcüğü göstererek okumaya çalıştı:

“Kikuyu”

Genç adam Profesör’ün dediğini tekrarladı:

“Kikuyu dili hocam.”

Profesör afallamıştı. Şaşkın gözleri önündeki kâğıtla, delikanlı arasında gidip geldi:

“Böyle bir dil mi var?”

“Evet hocam, benim anadilim, ben bu dili konuşuyorum.”

Profesör bozulmuştu, fark ettirmemeye çalıştı.

“Ha öylemi, tamam.” dedi, “Haftaya gel sonucu öğren.”

Genç adam aynı kapıyı yeniden çaldığında aradan bir hafta geçmişti. İçeri girdiğinde Profesör ayağa kalktı.

“Gel bakalım, otur şöyle.” dedi.

Delikanlı gösterilen yere oturdu. Profesör sakalını sıvazlayarak devam etti:

“Senin her şey tamam. Şu dil konusu da öyle. Birinci ve ikinci dilden sınava girdin. Gayet iyi puanlar almışsın. Yalnız Tituyu dilinden sınav yapacak birini bulamadık.”

Delikanlı gülümseyerek;

“Tituyu değil hocam, Kikuyu.” diye düzeltti.

“Affedersin, Kikuyu…”

Genç adam şaşırmıştı, kaşlarını çattı.

“Peki, ne olacak şimdi?” diye sordu.

Profesör arkasına yaslandı, çaresiz bakışlarını karşısındakinin üzerinde gezdirdi.

“Bu konuda bize yardım edeceksin.” dedi.

Delikanlı, parmağını göğsüne götürdü, şaşkınlıkla;

“Ben mi?“ diye sordu. Sonra gülümseyerek, “Nasıl yardımcı olabilirim ki?” dedi.

“Kolay.” dedi Profesör, “Madem bu dili biliyorsun, bize bu dili iyi bilen birilerini söyleyeceksin, senin sınavın ona yaptıracağız.”

Genç adam iki hafta sonra giriş belgesini aldığında üç dilden de geçmişti. Elindeki dökumanda İngilizce ve Fransızca dilleri için onay veren uzman hocaların adları ve gösterişli imzaları vardı. Kikuyu dilinin altında ise sadece bir parmak izi...

Alfabesi olmayan bir dil: Kikuyu

Kikuyu.

Alfabesi olmayan bir dildi. Afrika’nın kıraç topraklarında kök salmış Kikuyu kabilesine aitti. Doğu Afrika’nın Büyük Rift Vadisi’nde 2 milyon yıl önce ayağa kalkan ilk insanımsı atalarımız olan Homo habilislerin bir kısmı, Afrika’dan çıkıp dünyaya dağılmış ve çevre koşullarına faklı şekilde uyum sağlamışlardı. Zamanla bunlara Homo erectus, Homo sapiens, Neandertal gibi isimler verilmişti. Daha sonraları baskın bir tür olarak Homo sapiens günümüze kadar ulaşmış ve yaşadığı coğrafyalarda farklı diller geliştirmişti.

Diğer bir kısım Homo habilis ise Afrika’da kalmış, iki ayak üzerindeki evrimleşmesini burada sürdürmüştü. Afrika kıtasının her yerine dağılan atalarımızın bu ilk öncülleri ise buralarda, kendi dillerini geliştirmişlerdi.

Kikuyu dili. Belki de 2 milyon yıl önce Afrika’da ayağa kalkan ilk insanımsı atalarımızdan başlayarak gelişen bir dil. Kim bilir, onların sahip olduğu ilk zekâ becerilerinin ürünü olan hırıltı ve seslerden evrimleşerek oluşmuş, asırlardır nesilden nesile aktarılarak bugüne gelmişti. Öylesine kadim, o kadar yaşlı, bir o kadar eski.

Cambridge Üniversitesi giriş sınavında genç adam, bu dili en iyi bilen birisi olarak Profesör’e, kabilesinin en yaşlı üyesi olan şefin adını vermişti. Profesör’ün gönderdiği adam, Kikuyu kabilesinin şefini bulmuş ve ona bu durumu anlatmıştı. Şefse ona, genç adamı tanıdığını, bu dili iyi bildiğini söylemiş, imza atmayı bilmediği için de önündeki kâğıda parmağını basmıştı…

İnsan evrimine adanan bir ömür

1960 yılında Louis, Mary ve 11 yaşındaki Philip, Olduvai Gorge
yakınlarında iki milyon yıl önce ilk insanların yaşadığı bir siti kazarken

1922 yılında, Cambridge Üniversitesi’nde, doldurduğu formda bildiği üç dilden birini Kikuyu olarak yazan bu genç adam, geleceğin insan evrimi araştırılmalarında yeni bir çığır açacak olan ünlü Antropolog & Paleantropolog Profesör Louis Leakey’den başkası değildir. 

Louis Leakey, İngiliz bir misyoner ailenin çocuğu olarak 1903’te Kenya’da doğmuştu. Ailesi, İngiliz sömürgesi Kenya'nın dağlarında bir köyde Kikuyu insanlarıyla yaşamaktaydı. İngiliz anne-babaya karşılık Louis, Kenya'da Kikuyular arasında dünyaya gelmiş, bir beyaz olmasına rağmen onların kültür ve gelenekleriyle büyümüş, kendini hep bir Kikuyu olarak hissetmişti. Çocukluğu hep Kikuyu kardeşlerinin arasında geçmiş; onlarla oyun oynamış; ok atmayı, avlanmayı, iz sürmeyi, kapan kurmayı öğrenmişti. Yalnız kaldığı zamanlardaki uğrak yeri, dere kenarlarındaki oyuntular, ıssız akarsu çevreleriydi. Henüz çocuk yaşta buralardan topladığı cama benzer ilginç taş ve kaya parçaları onu, antropoloji ve fosil bilimin zirvelerine taşıyacak, İngiliz Cambridge Üniversitesi'nden alacağı çifte lisansla insan evriminin kökenlerine doğru bitmek bilmez bir yolculuğa çıkacaktır.

Derin bir tutkuyla çıktığı bu yolculukta, Nairobi’nin dağlarında, dere kenarlarından topladığı ilginç cam taşları, en sonunda onu, Olduvai Gorge adı verilen fosil yatağını keşfetmesine kadar götürecektir.

Eşi Mary Louis’le birlikte burada, milyonlarca yıl öncesine ait el baltaları, soyu tükenmiş hayvan fosilleri ve ilk insanımsılara ait kemik parçaları bulurlar. Kimi 2 milyon yıl yaşında iki ayaklıya, kimi 18 milyon yıl yaşında primata ait kemik fosillerdir bunlar…

Böylece Louis Leakey, insanın Avrupa ve Asya'da evrimleştiğine ilişkin fosil bilimcilerin geleneksel tezini alt üst edecek ve insan evriminin başladığı yerin Afrika olduğunu kanıtlayarak bilim tarihine geçecektir.

Bizim Kikuyularımız

Tarihteki llk Kürtçe gramer kitabı
Bizim de Anadolu ve Mezopotamya topraklarında kök salmış bir Kikuyu dilimizin olduğunu biliyor musunuz?

Adına Kürtçe deniyor. Kimi yerlerde bu dilde konuşanların hor görüldüğü, uzak şehirlerde gençlerine omuz vurulduğu, şarkılarının terör emaresi görülüp, mahkemelerde “bilinmeyen bir dilden” sayıldığı bir dil o.

Bu topraklardan çok uzaklarda, 1787 yılında ta Roma’da yayınlanan bir gramer kitabı vardır. Günümüzden 237 yıl önce yayınlanan bu kitabın adı “Grammatica e Vocabolario Della Lingua Kurda” yani “Kürt Dilinin Grameri ve Kelime Bilgisi”dir. Maurizio Garzoni adlı İtalyan rahip tarafından yazılan eser, ilk Kürtçe gramer kitabı olarak biliniyor.

Bugün ülkemizde hâlâ “bilinmeyen” ancak çeyrek bin yıl önce Avrupa’da gramer kitabı yazılan bir dil; Kürtçe!

Ve ısrarla, inatla “bilinmeyen bir dilden” konuşmaya devam eden bizim talihsiz Kikuyularımız.

Hepinizin Dünya Anadil Günü kutlu olsun.

Kaynak:
Louis Leakey, A.Mardon, Golden Meteorite Press, 2021
www.evrenatlasi.com
www.bilimveaydinlanma.org

https://t24.com.tr/yazarlar/yusuf-nazim/kikuyu-dilinde-imza,43641

 


21 Şubat 2014 Cuma

Anadil insanın yurdu gibidir

Yusuf Nazım
Özgür Gündem /21 Şubat
2014


Anadil insanın yurdu gibidir. İnsanoğlu bu yurttan alır besinini; gelişmesini bu yurdun toprağına borçludur, en çok buradan kazandıklarıyla gelişir, zenginleşir. İnsanın anadilinden kopması, yurdundan uzaklaşması gibidir. Köksüz, susuz, besinsiz…

*
Her taraftan kurşun yağıyordu. Gaz bombaları patlıyor, ortalığı kaplayan zehir bulutu içinde, kalkanlı polis ordusunun zırhlı araçlar eşliğinde dayandığı üniversite kapıları birer birer kırılıyordu. Pakistan kolluk kuvvetlerinin saldırılarında dört öğrenci ölüyor, onlarcası yaralanıyor, yüzlercesi tutuklanıyordu. Üniversite meydanı adeta kan gölüne dönüyordu…

Tarih 21 Şubat 1952 dir. O gün, onbinlerce Bengalli öğrenciyi, Dakka Üniversitesi’ni işgal etmeye götüren şey dünya tarihin görmüş olduğu en büyük anadil eylemidir. Polisin Dakka Üniversitesi’nde anadil hakkı için yapılan eyleme saldırısından sonra üniversite binası, savaş alanına döner. Olaylar kente yayılır. Bu kadar saf, temiz ve insani bir talebe dahi acımasızca saldırılması Bengal halkı arasında infiale yol açar. Protestolar, izleyen saatlerde eyaletin tümüne yayılarak bir genel greve dönüşür. Sokaklar Bengalce’ye özgürlük!” diyen milyonlarla dolup taşar. Aslında, Dakka Üniversitesi’nde, anadil hakkına tahammül edemeyen hegemonik bir devletin saldırısıyla yakılan bu ateş, başka ve daha büyük bir yangının fitilini ateşleyecektir. Bu, 1948 yılında İslam kardeşliği adına Pakistan’la birleşmeyi tercih eden Bengal halkının Pakistan’dan ayrılarak bağımsız Bangladeş ülkesinin doğmasına sebep olacak ateşten başkası değildir.

Pakistan devleti, 1947’de Hindistan’dan ayrılarak kurulmuştur. O zamana dek Hindularla aynı dili konuşan Müslüman Bengaller, İslami birlik adına genç Pakistan İslam Cumhuriyeti’ne katılmış ve Doğu Pakistan Eyaleti adını almıştır. Çok değil, bir yıl sonra Bengal coğrafyası, Bengal toprağı” gibi ifadeler suç sayılacak, 44 milyon Bengallinin kullandığı Bengalce dilinin konuşulması yasaklanıp Urduca tek resmî dil ilan edilecektir.

Dakka'daki Dil Şehitleri Anıtı
Bengal halkının Anadil Hareketi

Bu asimilasyona tepki olarak 1948’de Bengal Dil Hareketi kurulur ve “tek tipçi” politikalara karşı başta eyalet başkenti Dakka olmak üzere, Doğu Pakistan’ın belli başlı büyük şehirlerinde binlerin, onbinlerin katıldığı kitlesel gösteriler başlar. Daha bir yıl önce İslam kardeşliği” söylemiyle Bengalleri yanına çeken Pakistan devleti bu gösterileri kanla bastırır. Günlerce süren katliamda yüzlerce gösterici öldürülür. Dil Hareketi, Pakistan devletinin birçok baskı, aldatma ve oyalamalarına karşında büyük bir halk desteğiyle yıllarca sürer. 

İşte, Bengal halkının Anadil Hareketi olarak başlattığı kendi öz yurduna kavuşma eylemlerinin Dakka Üniversitesi’nde yaktığı ateş böyle bir tarihe sahiptir. 1956 yılına kadar dinamizminden hiçbir şey kaybetmeden süren anadil hareketi 2 Şubat 1956 da başarıya ulaşır. Pakistan devleti yeni anayasada Bengalce’yi 2.resmi dil olarak güvence altına alır. Ne var ki, iki yıl sonra yapılacak askeri darbe, ülkedeki hak ve özgürlükleri bir çırpıda ezeceği gibi yeni anayasayı da askıya alacak, eski tek tipçi ve asimilasyoncu politikalara geri dönecektir. Bu durum, 17 Aralık 1971 tarihinde Bangladeş devletinin kurulmasıyla sonuçlanacak bir dizi yeni ve daha güçlü toplumsal hareketin de başlamasına neden olacaktır.

*
Bir kız çocuğu Dil Şehitleri Anıtı'na çiçek koyarken
Anadili, insanın yurdu gibidir. Anadilinden kopartılmış bireyler yurdundan kovulmuş gibidirler. Bengal Dil Hareketi’ni kuran öğrenciler, 21 Şubat 1952’de Dakka Üniversitesi’nde anadillerini savunmak uğruna yurtlarını kanlarıyla suladılar. İşte bu önemli gün UNESCO tarafından 1999 yılında, Uluslararası Anadil Günü olarak ilan edilmiştir.

Bugün Hindistan’da devlet tarafından kabul edilmiş 22 resmi dil mevcuttur. Bu sayı, ulusal çaptaki resmi dil dışında, kabul edilmiş resmi/bölgesel dil sayısı Çin’de 51, Rusya’da 34, Irak’ta 4, İran’da 8, İtalya’da 11, İngiltere’de 10, ABD’de 8 ve Bolivya’da 37'dir. 

Bunların dışında Kanada, İrlanda, Pakistan, Finlandiya, Malta, Hollanda ve İsrail’de 2; Belçika, Slovenya,  Lüksemburg ve Bosna Hersek'te 3; İspanya, İsviçre ve İtalya'da 4; Karadağ ve Singapur'da ise 5 farklı dil bu ülkelerin anayasalarında resmi dil olarak tanımlanmıştır. (*) 
 
Bir diğer ilginç örnek G.Afrika Cumhuriyetidir. Burada en büyük yerli halkını oluşturan Zuluların dili Zuluca’dır. Beyaz azınlık rejimi tarafından siyahlar üzerinde yıllarca ırkçı baskı rejimi hüküm sürmüştür. 1990 yılında Apertheid rejimi yıkılınca 28 yıl zindanda tutsak olan Nelson Mandela özgürlüğüne kavuşur. Siyah ırkın üzerindeki baskı son bulur. Anayasalarına, Zuluca’yla birlikte kaydedilen resmi dil sayısı 11 dir. Bunu yapmakla ne dünyanın sonu gelir, ne de ülke bölünür. Bugün bu ülkede her etnik grubun kendi dillerinde eğitim alacakları okulları vardır. Bu açıdan bakıldığında sömürgeci ırkçı rejimin zincirlerinden kurtulan G.Afrika tam bir halklar ve diller mozaiğidir.

Anadil hakkı anne sütü kadar haktır
Anneannem, Kürtçe kalbin dilidir derdi

Dört ana parçaya bölünmüş Kürtlerin nüfusu, yaklaşık 30 milyon olarak tahmin edilmekte. Bunu doğru varsayarsak, dünyadaki 199 bağımsız devletten ancak 39 tanesinin nüfusunun Kürtlerden daha kalabalık olduğu anlaşılır. Bugün Türkiye’de, ana dillerinde eğitim olsun mu olmasın mı diye tartışılan böylesine trajikomik/sosyolojik bir gerçekliğin içindeyiz. Dünyadaki ülkelerin 113'ünde, birden fazla dilin resmi dil olarak kullanılması da ayrı bir gerçeklik olarak anımsanmalıdır.

*

Anadil insanın yurdu gibidir. Anadolu ve Mezopotamya toprakları birçok kavme ve ulusa yurt olmuş, bu topraklarda birçok halk kendi anadilinde kendini var etmiştir. Bu diller bazen dostluğun, komşuluğun, dayanışmanın, kardeşliğin dili olmuş; bazen de acının, nefretin ve bastırmanın diline dönüşmüştür. 1900'lü yılların başlarında köklerini Bitlis’te bırakarak Kaliforniya’ya göç etmiş, dünya edebiyatının büyük öykücülerinden, kendisi de bir Ermeni olan William Saroyan’ın sözleri bunu çok iyi ifade eder:

“Anneannem, Kürtçe kalbin dilidir derdi. Türkçe ise müziktir; bir şarap deresi gibi akar, yumuşak, tatlı ve parlak.. Bizim dilimizse acının dilidir. Ölümü tattık hep; dilimizde nefretin ve acının yükü var.”

Evet, bastırılan bütün dillerde bugün ölümün kokusu duyulur. Hep ölüm tadındadır bu dillerdeki ezgiler. Hep acının ve nefretin hikâyesi vardır. Bu yüzden anadilin özgürleşmesi insanın yurduna kavuşması gibidir. Bu, Kürtlerin de, Rumların da, Ermeniler ve Süryanilerin de; tüm diğer halkların da en doğal, en saf, en insani ve en vazgeçilmez hakkıdır.

Yeryüzünde, acının dilsizleştirdiği tüm halkların, bir gün kendi yurtlarına kavuşması dileğiyle.

(*) Resmi Dil ve Anayasalarda Düzenlenişi, Yrd. Doç. Dr. Olgun AKBULUT, 2012/3 Ankara Barosu Dergisi


Twitter : @yusufnazim

http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=98892&haberBaslik=Anadil%20insan%C4%B1n%20yurdu%20gibidir&action=haber_detay&module=nuce