Yusuf Nazım
31 Mart 2026Bir notun açtığı kapı
Kitabın ilk sayfasını
açtığımda, arasından küçük bir kâğıt parçası düştü önüme. Üzerinde, tek cümle
yazıyordu:
“Kitap eline
geçtiğinde kardeşim Sultan’ı ara.”
Notta yazılı telefonu
aradım. Sultan’dan dinledim onun hikâyesini.
Haydar, çeyrek yüzyıl önce, hayallerindeki güzel bir dünya düşünü
duvarlara resmetmek isterken baskına uğramış, yaralı olarak yakalanmıştı.
Ömrünün 27 yılını cezaevinde geçirmiş, müebbete mahkûm biriydi o… Yazarı olduğu
öykü kitaplarını göndermişti bana.
İnkârın uzun tarihi
Kürtler...
Devlet nezdinde hep
“kırt” muamelesi gördüler. Kürt olduklarını hatırladıklarında ya şaki denildi
adlarına ya da terörist.
Ülkenin pastasından
paylarına düşen hep azdı. Ne buldularsa ondan çıkarmaya çalıştılar
kısmetlerini. Bu yüzden, çoğu kez haine, kaçakçıya çıktı adları. Gün oldu,
fındık topladıkları şehirlerden kovuldular, gün oldu bilinmeyen bir dilden
konuştukları için hor görüldüler, gün oldu sınır boylarında uçaklarla bombalandılar,
öldürüldüler. İktidar aklının yaptığı belgesel filmlerde böyle kaydedildi
ahvalleri: köyleri yakıldı, yıkıldı, yerinden yurdundan edildiler.
Hep Türk gibi olmaları
istendi onlardan; Türk gibi düşünmeleri, Türk gibi konuşmaları, Türk gibi
hissetmeleri…
Yok saymanın resmî dili
Söz uçar yazı kalır.
Az değil, bir yılı
aşkın zaman oldu. İktidarla Kürtler arasında “terörü bitirmek” üzere yürütülen
görüşmeler sona erdi. Geçen sürede umutlar pompalandı, sözler verildi, hayaller
kuruldu.
Sonunda söz uçtu,
geride altına imzalar atılmış 51 sayfalık bir komisyon raporu kaldı:
Millî Dayanışma, Kardeşlik ve
Demokrasi Komisyonu Raporu.
“Terör” sözcüğünün 35
kez geçtiği raporda “Kürt sorunu”nun adı bile anılmamış! Ne “eşitlik” den eser
var, ne de “eşit yurttaşlık”tan bir kelam. Kürt’ün “anadili” yoklara karışmış,
“yüzleşme” dersen hak getire, “faili meçhuller” de öyle. Ne kayyumların adı
var, ne belediye başkanlarına yapılan zulmün, ne de yıllardır hapislerde ömrü
çürüyen siyasi tutsakların.
Bu arada öğrendik ki,
yüz yıldır ülkenin anasını ağlatan sorun Kürt sorunu değil, sadece terör
sorunuymuş meğer! Bunu Kürt tarafı da böyle kabul ediyor. Üstelik altına
imzasını da atarak.
Eee, durum böyle
olunca, doğal ki devletin de gözüne giriyorsun.
Sorsan, niye böyle?
Aman, yazılı belgelerde Kürt sorunu demeyelim; toplumun hassasiyetleri var.
Öyle ya, Kürt toplumunun hiç hassasiyeti yok!
Cevapsız soruların gölgesinde
Bütün savaşlar kötüdür. Üretilen her silah bir cinayet makinesidir. Kimi,
cana kastetmek için sarılır silaha, kimi kendini korumak için. Kimileri boyun
eğdirmek amacıyla başvurur şiddete, kimi hayatta kalabilmek üzere.
Lâkin cümle savaşlar
silahla başlar, sözle biter.
Savaş ve çatışmalarda söz
susar, silahlar konuşur; tuzaklar kurulur, ihanetler yapılır, suçlar işlenir; insanlar
ölür, öldürülür…
Çatışma sonrası barış
süreçlerinde yüzleşme şarttır. Çatışan taraflar işledikleri o büyük suçları
görür, yanlışlarını kabul eder, bunlarla yüzleşirler. İyileşme buradan başlar,
yaralar sarılır, acılar hafifler.
Ana dil, insanın yurdu
gibidir. Birey, o topraktan alır besinini, bilişsel dünyası onunla gelişir,
zenginleşir. Süreç toplantılarında, bırakalım ana dilde eğitimi konuşmayı, bir
anneye Kürtçe iki kelamı bile çok gördüler.
“Terörsüz Türkiye Süreci”
bir yılını aştı.
Yaşanan bunca acıdan
sonra Kürtlerin önüne düşen, küçük de olsa bir kırıntı arıyorum:
Yüzleşmeye hazır
mıyız?
Nasıl kapanacak bunca
yara? Az da olsa bir ilerleme, umut ışığı var mı?
Kürt’ün adı hâlâ konulmamış!
Demokrasi dersen,
zerresinin esamesi okunmuyor.
Aksine, gemi azıya
almış bir faşizm tırmandıkça tırmanıyor.
Süreç falan derken Rojava’nın
da defterini dürdüler!
Dönüp arkaya
bakıldığında, alınan bir arpa boyu yol var mı?
O halde, geçen bir yıldan Kürt’ün payına düşen ne?
Türk gibi düşünmek,
Türkçe konuşmak, Türk gibi hissetmek mi?
Öyleyse, iktidarın en
büyük başarısı bu olsa gerek: Boyun eğip uslu duran Kürt yaratmak!
Dışarıdaki hapishane
Beş yıl önce.
Tarih 22 Nisan 2021.
Telefonum çaldı.
Arayan Fercan'dı. Sesi, başka ve uzak bir dünyadan geliyor gibiydi:
“Tahliye oldum.” diye fısıldadı.
Yüreğimin yelkenlerini
serin bir rüzgâr doldurdu.
“Dışarıdaki büyük
hapishaneye hoş geldin.” diye karşılık verdim.
Çocukluk arkadaşımdı.
Ne bir haram yemiş, ne cana kıymıştı. Tek suçu, içinde yaşadığı bu köhne, bu
kokuşmuş, bu hoyrat düzenin yerine daha güzel bir dünya düşü kurmaktı. O düşü
kurmanın bedelini devlet ona, 36 yıllık cezaevi yaşamıyla ödetmişti…
Nicesinin anasını
ağlatmıştı bu toplum. Hayatlarında, kendileri için hiçbir şey istemeyen
serüvencilerin ayak izleri hâlâ silinmemiş. Özgür, bağımsız, onurlu bir yaşam
için nice Haydarların, Fercanların ömrü çalındı. Niceleriyse hâlâ cezaevinde.
Devletin, onlar için icat ettiği L Tipi, F Tipi, Kuyu Tipi cezaevlerinin ıssız
ve karanlık kuytuluklarında ömür tüketmekteler.
“Terörü” bitirmeye ahdedenler, bu amaçlarında başarılı olabilirler mi,
bilmem. Ancak, her şey bir yana, ömürleri demir parmaklıklar ardında heder olan
bu insanlar artık özgür olmalı.
Bitmeyen kış
Uğursuz, yapışkan,
isli bir karanlık içindeyiz.
Nicedir, bitmek
bilmiyor bu mevsim.
Kış, görülmemiş
şekilde ağır geçiyor. Hava zemheri, ayaz. Saçakları buz tutmuş ülkenin, kan
dondurucu bir soğuk, iliklere işliyor.
12 Eylül darbesinin
grev yasakları hâlâ iki dudak arasında, sürüyor.
Açlıkla sınanıp,
dualarla besleniyor çocuklar.
Emekli dersen, ölüm
çukuruna terk edilmiş, asgari ücretli ise sefalete.
Kayyum fırtınası hız
kesmiyor.
Keyfi tutuklamalarsa
gırla devam etmekte.
Muhalif siyasetçiler, Demokles’in
kılıcı altında yaşıyorlar.
Adaletin mezarı çoktan
kazılmış, hukuk yerle yeksan.
Her gün yeni bir
gazetecinin gözaltı, tutukluluk haberi geliyor.
Cumartesi Annelerine
kayıplarını aramak hâlâ yasak; gazetecilere gözaltı, gençlere ev hapsi, tivit
atana tutuklama rutine dönmüş durumda.
Laikliği savunuyor
diye sorguya çekiliyor aydınlar. Eğitim dersen, siyasal İslam’ın kuşatmasında,
ilahiler yükseliyor okullardan…
Ne zaman sona erecek
bu soğuk kış?
Bu uğursuz, bu
yapışkan, bu isli karanlık sürerken gerçek bir baharı olur mu ülkenin?
Türk’ün kışı böylesine sert geçerken Kürt’e bahar gelir mi
dersiniz?
https://t24.com.tr/yazarlar/yusuf-nazim/turkun-kisi-kurtun-bahari,54505