Yusuf Nazım
29 Haziran 2026
Hakkını
yememek gerekir. Bir konuda oldukça istikrarlıydı. CHP lideri olduğu 13 yıl
boyunca ne yapıp edip partisinin oy oranını, %22-25 bandında sabit tutmayı
başarabilmişti.
Türkiye
siyasetinin vazgeçilmez bir alışkanlığıydı. Liderler, bir kez koltuğa oturunca
kalkmak bilmez, mezara kadar lider kalmak isterlerdi.
Yenilmek,
onun için vız gelirdi. Bir değil, üç değil, beş değil; ondan fazla bile olsa
vız gelirdi. İstifa sözcüğü lügatinde yoktu. Onca başarısızlığa rağmen, umut
vermesini, hayal satmasını iyi becerirdi. Ne yapar eder, yumar gözünü açar
ağzını; Saray iktidarına veryansın eder, diklenir, kükrer, yeniden göze girmeyi
başarırdı. Öyle ki en sağından, en soluna, Kürt’ünden, Alevi’sine kadar yeniden
kendisine bağlamasını becerirdi.
Hep sağa güvenmeyi esas aldı. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde de böyle olmuştu. Altılı masa ittifakıyla CHP kontenjanından 39 milletvekilini sağ partilere hediye eden oydu. CHP’li seçmenlerin oylarıyla seçilen bu vekillerden 6’sının, sonradan AKP’ye geçmesi ise seçmen hafızasında sürekli sızlayacak bir yara olarak kaldı.
75
yaşına gelmişti. 13 yıllık liderlik dönemine çok sayıda başarısızlık sığdırmış,
girdiği bütün seçimlerden yenilgiyle çıkmıştı. Parlamenter sistemin yok
edildiği referandum, onun en büyük eseriydi. Yargının bütünüyle ele geçirilmiş
olduğu koşullarda; yapılan her türlü yolsuzluk, yağma, hile ve liyakatsizliğe
karşı yaptığı yegâne şey, en yüksek perdeden kınamak oluyordu. Yaptığı, kayda
değer tek şey olan Adalet Yürüyüşünde ise tek başına yürümek istemiş,
kalabalıkları uzak tutmuş, başka kentlerden katılım olsun istememişti.
Tabanın
artık canına tak demişti. Yeni sesler duymak; yeni insanlar, yeni politikalar
görmek ve köklü bir değişim istiyordu.
O
ise değişime karşı direniyordu. Sokaktan gelen sese aldırmıyor, kendinden 26
yaş daha genç birine koltuğunu kaptırmamak için debeleniyordu. Etiyle, dişiyle,
tırnağıyla direniyordu! Parti tabanında büyük bir güven kaybı oluşmuştu. Teknesi
artık su almaya başlamıştı. Çırpındıkça yalpalıyor, yalpaladıkça batıyordu.
Dümeni rakibine bırakmaktansa, başka bir gemiden atılan can simidine uzanmayı
tercih ediyor, medet umduğu yerin AKP gemisi olduğunu ise çok iyi biliyordu.
Yenilgiyle
çıktığı 2023 Kurultay seçim sonuçlarını hazmedemedi. Ankara'da siyasi bir ofis
açarak gölge liderlik yapmaya karar verdi.
AKP’nin
gözünde etkisiz eleman olarak görüldüğünden olsa gerek, el üstünde tutulmaya
başlanmıştı. Rakipleri ondan övgüyle söz ediyor, geleceğin milli muhalefeti
olarak yere göğe sığdıramıyorlardı.
Korkunun dağıldığı eşik
İktidar, muhalefetin kalelerine saldırmaya başladığında Kılıçdaroğlu, Çankaya’daki gölge liderlik ofisinde, geleceğin başka bir CHP’sinin hazırlıkları içindeydi.
Mutlak
Butlan dillendirilmeye başlandığında sessiz kalmayı tercih etti. Bu sessizlikte
sinsi, karanlık bir siyaset kurnazlığı hissediliyordu.
İktidar,
İmamoğlu’nu hapse atarak durdurmuş ancak uyuyan devi uyandırmıştı. Dünyanın 5.
büyük kentinin belediye başkanına ait, 31 yıl önceki diplomayı iptal etmek de
neyin nesiydi? İnfial büyük oldu. Haksızlık, CHP tarihinde görülmemiş bir taban
hareketine yol açtı. Öyle ki, bir yıl içinde 99 mitingin yapıldığı “protesto ve
hak arama” eksenli toplumsal hareket dünya siyaset tarihine geçti.
Her sosyal hareket, doğal olarak kendi liderini yaratırdı. Burada da böyle oldu. Ortalama CHP bürokrasisinin çok üstünde bir performans gösteren, selefinden 26 yaş daha genç Özgür Özel –tökezleyen, şaşıran, yorulan eski CHP elitlerini saymazsak- arkasında bulduğu güçlü taban desteğiyle bu hareketin lideri oldu.
Günahların hasadı: Mutlak Butlan
Yükselen
taban hareketinden ürken sadece Saray rejimi değildi. Kılıçdaroğlu da sokağa
mesafeli bakıyor, meydanları dolduran kalabalığı soğuk gözlerle izliyordu.
Mitinglerin gereksiz olduğu yönünde, haber üstüne haber gönderiyor, bazen de
açık bir şekilde karşı çıkıyordu.
Ona göre, bir haksızlık, hukuksuzluk varsa kınamak yeterliydi. Üstelik mahkemeler ne güne duruyordu? CHP’nin, - İmamoğlu’nu kastederek – “sırtındaki kamburu” atarak arınmaktan başka çaresi yoktu!
İktidarın
konumuna gelince; İmamoğlu saf dışı bırakılmıştı, ancak ondan daha genç, daha
dinamik, daha inatçı başka bir lider doğmuştu. Bagajı temiz, arka plansız;
sırtını halka dayamaktan başka çaresi olmayan, cesur ve gözü pek bir lider.
Bu
arada, devletin kurumları aldığı talimatı yerine getirmekle meşguldü. İktidar
yargısı muhalefeti “silkelemeye” devam ediyordu. CHP’nin bütün kaleleri ateş
altındaydı. AKP yargısı, istihbaratı, kolluk güçleri harıl harıl çalışmaktaydı.
Her gün başka bir CHP’li belediyeye operasyon düzenleniyordu. Şafak baskınları,
kırılan kapılar, hoyratça davranışlar, olur olmaz iddialar, servis edilen özel
yaşam görüntüleri…
Fakat
hiçbiri Özgür Özel’i durduramıyor, aldığı kitle desteğinin yükselmesine engel
olamıyordu.
Ancak,
Osmanlı da oyun ne kadar çoksa, yeni Osmanlı’da da bir o kadar fazlaydı.
AKP/MHP bloku bir yıldır yedeğinde tuttuğu önemli bir kozu sahaya sürdü: Mutlak
Butlan!
21
Mayıs 2026’da devreye sokulan Mutlak Butlan, Kılıçdaroğlu’nu çırpındığı
bataklıktan kurtaracak ilk yardım eliydi. Ancak, Saray mı onu kurtaracak, o mu
Saray’ı, tartışmalıydı.
Genel
merkez binası kolluk güçleri desteğinde, kapıları kırılarak, içerisi göz
yaşartıcı gaza boğularak, bindirilmiş AKP/MHP kıtaları eşliğinde ele geçirildi.
Duvarlarına, aceleyle AKP yargısının kararları asıldı. Kılıçdaroğlu, seçimle
kaybettiği koltuğuna, en sonunda muktedirin icazetiyle kavuşmuş oldu. Özel’e
gelince, kaybettiği koltuk yerine, halkın gönlünde, çoktan tahtını kurmuştu
bile…
Gerisi,
Kılıçdaroğlu’nun günaha boğulmuş sefaletiydi.
İşine
gelmediği her an, sıkıştığı her durumda imdadına AKP yargısının yetişeceğini
biliyordu. Bir zamanlar AKP’ye karşı Adalet Yürüyüşü yapan adam, şimdi AKP’nin
adaletine sığınmaktaydı. Yeri geldiğinde, eski yol arkadaşlarını, bu yargının
kollarına atmakta da tereddüt etmiyordu.
Muktedirin iletişim kanalları; gazeteleri, televizyonları kapılarını ona, ardına kadar açmıştı. İktidarın söylemleri, Kılıçdaroğlu ve adamları tarafından hemen her gün bu kanallardan anlatılır oldu.
Geldiği
nokta, dünyadaki sosyal demokrasinin tarihine geçecek kadar tuhaf ve ibret
vericiydi. AKP’nin yargısına güveniyor, AKP’nin medyasına çıkıyor, AKP’nin
diliyle konuşup AKP’nin iddialarını dile getiriyordu. Kabul etsin ya da
etmesin, bindiği gemi artık AKP’nin gemisiydi.





Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
yusuf.nazim1@gmail.com