1 Temmuz 2026 Çarşamba

Kılıçdaroğlu'nun günahları (3/4) Değişime direnmenin sefaleti

Yusuf Nazım
29 Haziran 2026


Hakkını yememek gerekir. Bir konuda oldukça istikrarlıydı. CHP lideri olduğu 13 yıl boyunca ne yapıp edip partisinin oy oranını, %22-25 bandında sabit tutmayı başarabilmişti.

Türkiye siyasetinin vazgeçilmez bir alışkanlığıydı. Liderler, bir kez koltuğa oturunca kalkmak bilmez, mezara kadar lider kalmak isterlerdi.

Yenilmek, onun için vız gelirdi. Bir değil, üç değil, beş değil; ondan fazla bile olsa vız gelirdi. İstifa sözcüğü lügatinde yoktu. Onca başarısızlığa rağmen, umut vermesini, hayal satmasını iyi becerirdi. Ne yapar eder, yumar gözünü açar ağzını; Saray iktidarına veryansın eder, diklenir, kükrer, yeniden göze girmeyi başarırdı. Öyle ki en sağından, en soluna, Kürt’ünden, Alevi’sine kadar yeniden kendisine bağlamasını becerirdi.

Hep sağa güvenmeyi esas aldı. Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde de böyle olmuştu. Altılı masa ittifakıyla CHP kontenjanından 39 milletvekilini sağ partilere hediye eden oydu. CHP’li seçmenlerin oylarıyla seçilen bu vekillerden 6’sının, sonradan AKP’ye geçmesi ise seçmen hafızasında sürekli sızlayacak bir yara olarak kaldı.

75 yaşına gelmişti. 13 yıllık liderlik dönemine çok sayıda başarısızlık sığdırmış, girdiği bütün seçimlerden yenilgiyle çıkmıştı. Parlamenter sistemin yok edildiği referandum, onun en büyük eseriydi. Yargının bütünüyle ele geçirilmiş olduğu koşullarda; yapılan her türlü yolsuzluk, yağma, hile ve liyakatsizliğe karşı yaptığı yegâne şey, en yüksek perdeden kınamak oluyordu. Yaptığı, kayda değer tek şey olan Adalet Yürüyüşünde ise tek başına yürümek istemiş, kalabalıkları uzak tutmuş, başka kentlerden katılım olsun istememişti.

Tabanın artık canına tak demişti. Yeni sesler duymak; yeni insanlar, yeni politikalar görmek ve köklü bir değişim istiyordu.

O ise değişime karşı direniyordu. Sokaktan gelen sese aldırmıyor, kendinden 26 yaş daha genç birine koltuğunu kaptırmamak için debeleniyordu. Etiyle, dişiyle, tırnağıyla direniyordu! Parti tabanında büyük bir güven kaybı oluşmuştu. Teknesi artık su almaya başlamıştı. Çırpındıkça yalpalıyor, yalpaladıkça batıyordu. Dümeni rakibine bırakmaktansa, başka bir gemiden atılan can simidine uzanmayı tercih ediyor, medet umduğu yerin AKP gemisi olduğunu ise çok iyi biliyordu.

Yenilgiyle çıktığı 2023 Kurultay seçim sonuçlarını hazmedemedi. Ankara'da siyasi bir ofis açarak gölge liderlik yapmaya karar verdi.

AKP’nin gözünde etkisiz eleman olarak görüldüğünden olsa gerek, el üstünde tutulmaya başlanmıştı. Rakipleri ondan övgüyle söz ediyor, geleceğin milli muhalefeti olarak yere göğe sığdıramıyorlardı.

Korkunun dağıldığı eşik

İktidar, muhalefetin kalelerine saldırmaya başladığında Kılıçdaroğlu, Çankaya’daki gölge liderlik ofisinde, geleceğin başka bir CHP’sinin hazırlıkları içindeydi.

Mutlak Butlan dillendirilmeye başlandığında sessiz kalmayı tercih etti. Bu sessizlikte sinsi, karanlık bir siyaset kurnazlığı hissediliyordu.

İktidar, İmamoğlu’nu hapse atarak durdurmuş ancak uyuyan devi uyandırmıştı. Dünyanın 5. büyük kentinin belediye başkanına ait, 31 yıl önceki diplomayı iptal etmek de neyin nesiydi? İnfial büyük oldu. Haksızlık, CHP tarihinde görülmemiş bir taban hareketine yol açtı. Öyle ki, bir yıl içinde 99 mitingin yapıldığı “protesto ve hak arama” eksenli toplumsal hareket dünya siyaset tarihine geçti.

Her sosyal hareket, doğal olarak kendi liderini yaratırdı. Burada da böyle oldu. Ortalama CHP bürokrasisinin çok üstünde bir performans gösteren, selefinden 26 yaş daha genç Özgür Özel –tökezleyen, şaşıran, yorulan eski CHP elitlerini saymazsak- arkasında bulduğu güçlü taban desteğiyle bu hareketin lideri oldu.

Günahların hasadı: Mutlak Butlan

Yükselen taban hareketinden ürken sadece Saray rejimi değildi. Kılıçdaroğlu da sokağa mesafeli bakıyor, meydanları dolduran kalabalığı soğuk gözlerle izliyordu. Mitinglerin gereksiz olduğu yönünde, haber üstüne haber gönderiyor, bazen de açık bir şekilde karşı çıkıyordu.

Ona göre, bir haksızlık, hukuksuzluk varsa kınamak yeterliydi. Üstelik mahkemeler ne güne duruyordu? CHP’nin, - İmamoğlu’nu kastederek – “sırtındaki kamburu” atarak arınmaktan başka çaresi yoktu!

İktidarın konumuna gelince; İmamoğlu saf dışı bırakılmıştı, ancak ondan daha genç, daha dinamik, daha inatçı başka bir lider doğmuştu. Bagajı temiz, arka plansız; sırtını halka dayamaktan başka çaresi olmayan, cesur ve gözü pek bir lider.

Bu arada, devletin kurumları aldığı talimatı yerine getirmekle meşguldü. İktidar yargısı muhalefeti “silkelemeye” devam ediyordu. CHP’nin bütün kaleleri ateş altındaydı. AKP yargısı, istihbaratı, kolluk güçleri harıl harıl çalışmaktaydı. Her gün başka bir CHP’li belediyeye operasyon düzenleniyordu. Şafak baskınları, kırılan kapılar, hoyratça davranışlar, olur olmaz iddialar, servis edilen özel yaşam görüntüleri…

Fakat hiçbiri Özgür Özel’i durduramıyor, aldığı kitle desteğinin yükselmesine engel olamıyordu.

Ancak, Osmanlı da oyun ne kadar çoksa, yeni Osmanlı’da da bir o kadar fazlaydı. AKP/MHP bloku bir yıldır yedeğinde tuttuğu önemli bir kozu sahaya sürdü: Mutlak Butlan!

21 Mayıs 2026’da devreye sokulan Mutlak Butlan, Kılıçdaroğlu’nu çırpındığı bataklıktan kurtaracak ilk yardım eliydi. Ancak, Saray mı onu kurtaracak, o mu Saray’ı, tartışmalıydı.

Genel merkez binası kolluk güçleri desteğinde, kapıları kırılarak, içerisi göz yaşartıcı gaza boğularak, bindirilmiş AKP/MHP kıtaları eşliğinde ele geçirildi. Duvarlarına, aceleyle AKP yargısının kararları asıldı. Kılıçdaroğlu, seçimle kaybettiği koltuğuna, en sonunda muktedirin icazetiyle kavuşmuş oldu. Özel’e gelince, kaybettiği koltuk yerine, halkın gönlünde, çoktan tahtını kurmuştu bile…

Gerisi, Kılıçdaroğlu’nun günaha boğulmuş sefaletiydi.

İşine gelmediği her an, sıkıştığı her durumda imdadına AKP yargısının yetişeceğini biliyordu. Bir zamanlar AKP’ye karşı Adalet Yürüyüşü yapan adam, şimdi AKP’nin adaletine sığınmaktaydı. Yeri geldiğinde, eski yol arkadaşlarını, bu yargının kollarına atmakta da tereddüt etmiyordu.

Muktedirin iletişim kanalları; gazeteleri, televizyonları kapılarını ona, ardına kadar açmıştı. İktidarın söylemleri, Kılıçdaroğlu ve adamları tarafından hemen her gün bu kanallardan anlatılır oldu.

Geldiği nokta, dünyadaki sosyal demokrasinin tarihine geçecek kadar tuhaf ve ibret vericiydi. AKP’nin yargısına güveniyor, AKP’nin medyasına çıkıyor, AKP’nin diliyle konuşup AKP’nin iddialarını dile getiriyordu. Kabul etsin ya da etmesin, bindiği gemi artık AKP’nin gemisiydi.

Gelecek yazı: Kılıçdaroğlu'nun günahları (4/4), Weimar'dan Ankara'ya: Faşizmin uysal yolcuları

https://t24.com.tr/yazarlar/yusuf-nazim/kilicdaroglunun-gunahlari-34-degisime-direnmenin-sefaleti,55927