29 Ekim 2026 Perşembe

Katır sırtında sözcükler: Gazetecilik, gerçeğin peşinden gitme iradesidir

Yusuf Nazım
T24 | 29 Ekim 2026

Bir gazetenin yaşaması yalnızca onu çıkaranların değil, onu okuyanların ve yaşatmak isteyenlerin de meselesidir.

Patika yoldan, orasına burasına batan kurumuş çalıların arasında ilerliyordu. Karanlıkta yolu şaşırmış, az önce kayalıklardan düşmekten son anda kurtulmuştu. Vadinin dibine varmak üzereydi. Aşağıdan, yarı donmuş derenin şırıltılı sesi duyuluyordu.

Elindeki yulara asılarak, deh, dedi.

Her iki yanındaki yük bir o yana bir bu yana salınan katır onu takip etti.

Adam, gecenin ayazında buz tutmuş bıyıklarını hohlayarak ovuşturdu. Biraz daha ilerleyince kaybettiği patikayı buldu. Dere kenarına inmek güç olmadı. Taş köprüden geçerek yamacı tırmanmaya koyuldu. Katır, arkasından onu takip ediyordu. Tepeye vardığında az önceki zifiri karanlık kayboldu. Uzaklarda Hevsel Bahçeleri’nin arkasından, Diyarbakır surlarının ışıkları göz kırpıyordu.

Bir kuş sesi duydu. Elini ağzına götürdü, kısa bir ıslıkla karşılık verdi. Çalı çırpı hışırtıları birbirine karıştı. Az sonra, üzeri karlarla kaplı ağacın altından başında kar maskesi olan biri çıkageldi. Selamlaştılar. Katırı ona teslim etti. Arkasını döndü hızla geldiği yönde uzaklaştı.

Katır güzergâhında taşınan haberler

1992-1994 yılları arasında,  Diyarbakır'ın ana giriş yollarında özel timler ve askeri arama noktaları konuşlu olurdu. O yıllarda yayımlanan Özgür Gündem gazetesine, yasaklı olmasa bile buralarda el konulur ve Diyarbakır’a girmesi engellenirdi.

O dönem Özgür Gündem İstanbul ve Adana’da basılmaktaydı. Gazete, Adana'daki matbaadan çıkıp, kamyon veya şehirlerarası otobüslerin gizli bölmelerinde Diyarbakır'ın dış çeperlerindeki illere ve Lice, Kulp, Silvan gibi ilçelere nakledilirdi. Gazete paketleri bu il ve ilçelerden sonraki yolculuğuna katır sırtında devam etmek zorundaydı. Bundan sonraki çetrefilli yola, katır güzergâhı deniyordu. Gazete paketleri güvenli kırsal köylerde indirilir, buradan katırlara yüklenerek gece karanlığında korucuların ve güvenlik güçlerinin kontrol edemediği dağ patikalarından, nehir yataklarından geçilirdi...

O yıllarda Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde yaşıyordum. Gecelerimin, geç ve yorgun saatlerinin ürünü olan sözcüklerim, gazetenin arka sayfasındaki İyi Hal Kâğıdı köşesinde dizgiye girer; Adana matbaasında basılarak zorlu yolculuğuna başlar, kar kış demeden katır sırtında dağları, dereleri aşarak Diyarbakırlılara ulaşırdı.

Bir gazetenin sustuğu yerde

Bir gazete yalnızca susturulduğu için mi kaybeder, yoksa susturulmaya karşı çıkamadığında mı?

Bunun için önce, gazetecilik nedir, diye sormamız gerekir.

Yalnızca haber aktarmak mıdır? Yoksa iktidarın hoşuna gitmeyen soruları sormak ve kamusal denetimi sürdürmek midir?

Devlet, matbaaları denetleyebilir. Gazetelerin ne yazacağına karar verebilir. Kitapları yasaklayabilir, yazarları susturabilir. Peki, bir düşüncenin bir insanın zihninden çıkıp başka bir insanın zihnine ulaşmasını bütünüyle engelleyebilir mi?

Tarih, bu sorunun peşine düşenlerin hikâyeleriyle doludur.

Daha da önemlisi, insanların neyi bilebileceğine, hangi habere ulaşabileceğine, hangi düşünceyi okuyabileceğine karar verme hakkını kendinde görebilir mi?

Bugün bu soruyu yeniden soruyoruz.

T24'e sansür: Hakikatin önüne çekilen perde

On dört yıldır yazdığım T24’e erişim engeli getirildi. Bir sabah, haberlerini takip ettiğiniz, yazılarını okuduğunuz, tartışmalarına katıldığınız bir yayın organına ulaşamadığınızı düşünün. Adını yazıyorsunuz, sayfasını açmak istiyorsunuz. Ama aranızda, kendi devletiniz tarafından örülmüş bir duvarla karşılaşıyorsunuz.

Görüyoruz ki AKP iktidarının, bağımsız basına olan tahammülsüzlüğü her geçen gün artmakta. T24’den önce Türkiye’nin etkili televizyonlarından Tele1 susturuldu, genel yayın yönetmeni Merdan Yanardağ tutuklandı. Yakın zamanda da, ülkenin en çok izlenen televizyon kanallarından olan Halk TV’ye kayyum atandı, çok sayıda çalışanı tutuklandı. Gerçeği anlatmaktan başka derdi olmayan yüzlerce gazeteci, aydın, sanatçı ve muhalifin sosyal medya hesaplarına erişim engeli getirildi.

Bir gazetenin okuruyla arasına giren o görünmez duvar, yalnızca teknik bir engel değildir. Aynı zamanda, haberin dolaşımına, düşüncenin paylaşılmasına ve kamusal tartışmaya müdahaledir.

T24’ün başına geleni anlamak için yalnızca bugünün Türkiye’sine bakmak yetmez. Biraz geriye, başka ülkelere, başka yıllara, başka iktidarların hikâyelerine de bakmak gerekir. Çünkü sansürün araçları değişse de iktidarla bağımsız gazetecilik arasındaki gerilim, tarihin farklı dönemlerinde yeniden karşımıza çıkar.

Boşluktaki başyazılar

Hindistan’da Başbakan İndira Gandhi’nin 1975’te ilan ettiği Olağanüstü Hâl sırasında gazetelere ön sansür getirildi. Haberler, başyazılar ve fotoğraflar yayımlanmadan önce hükümet denetiminden geçiyordu; gazeteciler tutuklanıyor, yayın kuruluşları ekonomik ve idari baskıyla karşılaşıyordu. Bazı gazeteler, sansürü görünür kılmak için başyazı sayfalarını boş bıraktı. O beyaz alan, söylenmesi yasaklananların sessiz ama çarpıcı kaydıydı.

Sansüre karşı direniş, her zaman aynı biçimi almaz. Bazen açık bir itirazdır, bazen bir boşluk, bazen de baskıya rağmen yayımlanmaya devam eden ve katır sırtında taşınan bir haber.

Fakat her durumda mesele, gazetecinin ne yazdığı kadar neyi yazmasına izin verilmediğidir.

ABD’de Vietnam Savaşı’na ilişkin gizli Pentagon Belgeleri 1971’de The New York Times tarafından yayımlanmaya başladığında hükümet yayını durdurmak için mahkemeye başvurdu. Times ve ardından Washington Post hukuki mücadele yürüttü; Yüksek Mahkeme, hükümetin ön sansür için yeterli gerekçe ortaya koyamadığına hükmederek yayınların sürmesinin önünü açtı. Olay, devletin “ulusal güvenlik” gerekçesinin gazeteciliği susturmak için sınırsız bir yetki vermediğini gösteren dönüm noktalarından biri oldu.

Bu olay bize şunu göstermiştir: Gazetecinin görevi, iktidarın açıklamak istediğini aktarmakla mı sınırlıydı, yoksa açıklamak istemediği gerçekleri de araştırıp yayımlamak mıydı?
Bu soruların yanıtı, aradan geçen yarım yüzyıldan fazla zamana rağmen güncelliğini koruyor.

Çünkü iktidarlar, çoğu zaman kendi sırlarıyla ülkenin sırlarını birbirine karıştırır. Kendi itibarlarını korumayı, kamu yararını korumakla eş tutar. Eleştiriyi kendilerine yöneltilmiş bir hakaret, sorgulamayı bir tehdit, bağımsız gazeteciliği ise denetim altında tutulması gereken bir güç olarak görürler.

2013’te İngiltere’de The Guardian, Edward Snowden’ın sızdırdığı belgelerle ABD ve İngiltere’nin gözetleme faaliyetlerini haberleştirirken hükümetin hukuki baskısıyla karşılaştı. Londra’daki merkezinde, istihbarat görevlilerinin gözetiminde belgelerin bulunduğu sabit diskler imha edildi. Ancak gazete, başka ülkelerdeki kopyalar sayesinde haberlerini yayımlamayı sürdürdü.

Geride şu soru kaldı: Devletin gizli tutmak istediği bir bilgi, toplumun bilmesi gereken bir gerçekse gazetecinin görevi nedir?

Snowden örneği bize şunu göstermiştir:

Gazetecilik, tam da iktidarın açıklamak istemediği soruları sorabilmek için vardır. Bir ülkenin basın özgürlüğü, yalnızca kaç gazetenin yayımlandığıyla ölçülemez. O gazetelerin neleri korkmadan yazabildiğiyle de ölçülür.

Otoriter rejimler, yarattıkları korku ve hayal ikliminden beslenerek ayakta kalırlar. Bu yüzden sıkıştıklarında ilk saldıracakları şey gerçekler olur.

Rusya’da, bağımsız Novaya Gazeta, Ukrayna savaşı sonrasında sıkılaştırılan yayın kısıtlamaları nedeniyle Mart 2022’de basılı ve çevrimiçi yayınını askıya aldı. Aynı yıl internet siteleri engellendi, yayın lisansının iptaline giden hukuki süreç işletildi.

Böylece sansür, bazen bir gazetenin kapısına kilit vurmakla, bazen de onu hukuki ve ekonomik kuşatma altında çalışamaz hâle getirmekle işliyordu. Araçlar değişiyor; hedef, kamunun gerçeğe ulaşma imkânı oluyordu.

Gazetecilik, her şeyden önce, gerçeğin peşinden gitme iradesidir. O irade, bir yerde engellendiğinde başka bir yerde yol arayabilir.

Elbette her zaman başarıya ulaşmaz; her yayın kendini yeniden kuramaz, her gazeteci baskı karşısında ayakta kalamaz.

Fakat gazeteciliğin tarihi, aynı zamanda engeller karşısında yılmayıp, gerçeğe ulaşmak için yeni yollar arayan insanların da tarihidir.

Yarın: Katır sırtında sözcükler: Sansürün aşamadığı hakikat

https://t24.com.tr/yazarlar/yusuf-nazim/katir-sirtinda-sozcukler-gazetecilik-gercegin-pesinden-gitme-iradesidir,59674?_t=1793222445139

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

yusuf.nazim1@gmail.com